Her yolculuk bir yerden başlar;
bizimkisi bir pazar akşamı, ilimle dolu bir evde başladı.
Dört hoca…
Aynı niyetin etrafında toplanmış dört yürek:
Semiha, Elmas, Emine ve ben.
Başakşehir’de, Şafak Hocamızın evindeydik. Ertesi gün başlayacak 3920 nolu Nuraniye kursunun heyecanı, konuşmalarımızın arasına sessizce karışıyordu. Sohbet uzadıkça uzadı; ilimden, niyetten, yoldan konuştuk.
Ama hiçbirimiz bilmiyorduk:
Sabah, bu yolun beyazla imtihan edileceğini…
19 Ocak sabahı…
Namazdan sonra pencereye doğru yürüdüm. Perdeyi araladığım an, içimde bir şey durdu.
Kar…
Lapa lapa yağıyordu. Sessiz, kararlı, her yeri örten bir kar.
Yıllardır böyle bir kar görmemiştim. İçimde, çocukluğumdan kalma bir sevinç kıpırdandı. O an fark ettim: Ben karı özlemişim.
Diğer hocalarımız daha sakindi. Elmas ve Emine Hocam Fransa’nın soğuğundan, Semiha Hocam Samsun’un sert kışından gelmişti. Onlar için bu beyazlık tanıdıktı; benim içinse neredeyse bir mucize.
Sevincin hemen arkasından bir soru düştü içime:
“Bugün kursun ilk günü… Talebeler bu yolları aşabilecek mi?”
Telefonlar ardı ardına çalmaya başladı.
Bir an durduk.
“İptal mi etsek?”
Soru kısa sürdü. Çünkü cevaplar nett i:
“Hocam, geleceğiz.”
“İnşallah yoldayız.”
“Ne olursa olsun geliyoruz.”
O an karar verildi.
Bu ders iptal edilemezdi.
Arabanın üzerindeki karları temizlerken, içimde tuhaf bir huzur vardı. Kar lastiğimiz yoktu ama niyetimiz sağlamdı. Direksiyonun başına Semiha Hocam geçti. Biz dualarla yola eşlik ettik. Yavaş, dikkatli ve Allah’a teslim olarak Acilder’e doğru ilerledik.
Bu bir yolculuktu ama sıradan değildi;
bu, ilim için yola düşmenin ta kendisiydi.
Salona girdiğimizde gözlerim doldu.
23 öğrenciden 21’i oradaydı.
Misafirlerle birlikte 30 kişi…
Kar, mesafe, soğuk; hiçbirisi onları durduramamıştı.
Bir öğrencinin cümlesi günün özeti gibiydi:
“Hocam, minibüs, otobüs, metro, taksi… Hepsine bindim. Ama buradayım.”
İşte o an anladım:
Bu kurs, sadece bir eğitim değil;
bu, bir sadakat hikâyesiydi.
Akşam, Şafak Hocamızın evine döndüğümüzde yorgunduk ama kalbimiz doluydu. Rabia Hocamız bize katıldı. Ardından öğrencilerimiz; Münevver Hanım, Müket ve Rukiye, ellerinde ikramlarla kapıyı çaldı. Çay demlendi, kelimeler yumuşadı, muhabbet derinleşti.
O akşam anladım ki:
Talebe–hoca bağı, ancak böyle zamanlarda kök salar.
Benim yıllar sonra gördüğüm o ilk kar,
bu yolun şahidi oldu.
Soğuk çoktu, yollar zordu; ama içimizi ısıtan bir şey vardı:
Aynı duaya “âmin” diyen yürekler…
19 Ocak 2026
Sevgi Yağcıoğlu
