Nûrâniye Kursumuzun Üçüncü Günü: Seslerin Şahadeti

​Sabahın erken vaktinde, artık bir düzene dönüşen tatlı ritmimizle uyanıyoruz. Her günkü gibi heyecanlı, her günkü gibi şükür dolu… Kahvaltı soframızda bugün bambaşka bir sürpriz var. Samsun’dan, sırf bu ilim meclisine bir katkı olsun diye özel olarak getirilen mısır unu… Semiha Hocamızın maharetli ellerinde kuymak oluyor. Kaşıktan uzayan o bereketli lezzetle birlikte yüzlerde tebessüm, gönüllerde güç ve enerji… “Bugün de dolu dolu geçecek,” diyoruz daha yola çıkmadan.
​Merkeze doğru neşeyle yol alırken içimizde tarif edilmez bir coşku var. Kapıdan içeri adım attığımızda ise artık tanıdık ama her defasında kalbi titreten o manzara karşılıyor bizi. Fedakâr, gayretli, her işi sevgiyle ve düzenle yapan hocalarımız sayesinde gruplar çoktan oluşturulmuş. Salon yine seslerle dolu… Harfler dile geliyor, kalpler yankılanıyor.
​Bu manzara, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in müjdelediği o topluluğu hatırlatıyor insana.
“Kim Allah’ın evlerinden bir evde toplanır, Allah’ın Kitabı’nı okur ve onu aralarında müzakere ederse; üzerlerine sekînet iner, rahmet onları kuşatır, melekler etraflarını sarar ve Allah onları kendi katındakiler arasında anar.”
(Müslim, Zikir 38)
​Ne kar onları yıldırmış ne de ayaz… Maşallah tebarekallah.
“Elif bir harftir, Lâm bir harftir, Mîm bir harftir…”
Ve Resûlullah’ın şu müjdesi kulaklarımızda çınlıyor:
“Kim Allah’ın Kitabı’ndan bir harf okursa, onun için bir hasene vardır. Hasene on misliyle yazılır. Ben ‘Elif Lâm Mîm’ bir harftir demiyorum; Elif bir harftir, Lâm bir harftir, Mîm bir harftir.”
(Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân 16)
​Bugün daha çok tekrar günü… Toplam sekiz ders, toplu grup çalışmalarıyla yeniden ele alınıyor. Ardından yeni derslerle yolumuza devam ediyoruz. Kursa ilk kez katılan kardeşlerimizin yüzlerinde bazen hayret, bazen tatlı bir tebessüm, bazen de heyecanla karışık bir çekingenlik okunuyor. Ama hepsinin ortak paydası aynı: Samimi bir niyet.
​En sevdiğim anlar ise o coşkulu, toplu tekrarlar… Sesler merkezden yükselip duvarlara çarpıyor, sonra kalbime dönüyor. O anlarda içimde tarif edemediğim bir his uyanıyor; sanki bir kelebek gibi kanatlanıp uçacakmışım gibi…
“Allah’ım,” diyorum, “Bu ne güzel bir görev… Yorulsam da, sesim kısılana kadar anlatsam da, ayaklarım ağrıyana dek ayakta kalsam da Sen bana bu sevinci, bu kutsal hizmeti lütfettin.”
​Yaşları farklı, hikâyeleri farklı ama gönülleri aynı istikamete bakan insanlar… Kur’ân için kenetlenmiş bir topluluk. “Mü’minler ancak kardeştir” sırrını bu halkalarda iliklerimize kadar hissediyoruz. Çocuğuyla geleni, genciyle, orta yaşlısıyla… Burası artık sadece bir kurs değil; bir aile.
​Zaman yine su gibi akıyor. Farkına varmadan bir gün daha tamamlanıyor.
Öğle teneffüsü ise başlı başına bir şükür vakti… Yorulan bedenlerin dinlendiği, gönüllerin ikramlarla daha da kaynaştığı anlar. Nazeyke’nin özenle hazırladığı dolma, kereviz salatası ve börekler; Esra, Sevgül ve Aytül’ün gönül katarak hazırladığı kurabiyeler; Semra’nın ikramları; Esra’nın getirdiği şekerler, çikolatalar ve kahveler…
Her bir ikram sadece sofrayı değil, muhabbeti de zenginleştiriyor. İçimden sessizce dua ediyorum: “Rabbim, bu ikramları sadaka-i cariye eyle; verenin de paylaşanın da mizanını ağırlaştır.”
​Kurs bitiminde Acilder’de günü toparlarken, içimizde ince bir eksiklik hissi dolaşıyor. Şafak Hocamız Umre’de… Mukaddes beldelerde oluşu gönlümüze sekinet verse de, onun yokluğu bugün merkezde daha belirgin hissediliyor. Çünkü o, her daim yanımızdaydı; sürecin içinde, bizimle birlikte, işin en başından en sonuna kadar… Teknik bir aksaklık mı oldu, küçük bir ihtiyaç mı çıktı; çoğu zaman kendisi ya da eşiyle birlikte hızlıca bir çözüm bulunurdu. Bu süreklilik ve güven duygusu bugün yerini sessiz bir fark edişe bırakıyor.
​Hele o cıvıl cıvıl hâli… Bizimle sohbet edişi, hâlimizi hatırımızı soruşu, sürece kalbiyle eşlik edişi… İşte onun yokluğu, tam da bu incelikte hissediliyor. Yine de biliyoruz ki dualarımız onunla, o da dualarında bizi unutmuyor. Bu bilinçle şükrediyor, Rabbimizin bu hizmeti ne güzel dostluklar ve emek birliktelikleriyle yürüttüğünü bir kez daha idrak ediyoruz.
​Bu vesileyle, bu süreçte bizleri yalnız bırakmayan, hâlimizi hatırımızı sormak için merkeze uğrayan, varlıklarıyla yükümüzü hafifleten tüm kıymetli öğretmenlerimize gönülden teşekkür ediyoruz.
​Akşam için bir aile ziyaretimiz daha var. Kadir abimin kızı Tuba ve kıymetli eşi Akgül’ün evine doğru yola çıkıyoruz. Fakat bu yolculuk, bize İstanbul’un sabır dersini de ikram ediyor. Aslında yarım saatlik olan mesafeyi, gidişte yanlış yollar, kaçırılan dönüşler ve navigasyonun küçük imtihanlarıyla neredeyse iki saatte tamamlıyoruz. Dönüşte de benzer bir karışıklık yaşanıyor ama artık gülümsüyoruz; “Demek bu gecenin de payı buymuş,” diyoruz içimizden.
​Akşam namazını Elmalılı Hamdi Yazır Camii’nde kılmak ise bu yol yorgunluğunun ardından gönlümüze serin bir ferahlık oluyor. Her hafta bu büyük müfessirin tefsirinden hazırladığım dersler geliyor aklıma. Üstadı bir kez daha rahmetle, minnetle yâd ediyorum.
​Ve gün yine yorgun ama huzurlu, dolu ama şükürle tamamlanıyor.
Elhamdülillah…

​21 Ocak 2026
​Sevgi Yağcıoğlu

Bir cevap yazın