Nûrâniye Kursumuzun Beşinci ve Son Günü: Vedanın Sessiz Öğretileri

Her sabah aynı heyecanla arşınladığımız o yol, bugün ayaklarımın altında farklı bir ses çıkarıyor sanki. Aynı kapı, aynı merdivenler, aynı tanıdık koku… Ama ruhumun derinliklerinde bir yerlerde, bu huzura kaçınılmaz bir burukluk ekleniyor. Her başlangıç bir bitişe muhtaçtır belki de; ama bazı bitişler, insanın kalbine “Daha yeni başlamamış mıydık?” sızısını bırakıyor. Bugün beşinci gün… Bugün, bu rahmet halkasının şimdilik son düğümü.
​Merkeze girdiğimde talebelerimin gözleriyle karşılaşıyorum. Yüzlerinde hem koca bir yolu tamamlamış olmanın ferahlığı hem de bir ayrılığın burukluğu var. “Demek ki,” diyorum içimden, “kalbe değmişiz. Demek ki bu yol, sadece zihinlerde değil, gönüllerde de derin izler bırakmış.” Bu düşünce, yorgunluğumu bir anda silip götürüyor.
​Fâtiha Sûresi’ni tek tek dinlemeye başlıyorum. Her harf, her durak, her bir nefes alışları benim için sadece birer kıraat kontrolü değil; bir teslimiyetin, verilen emeğin ve edilen duaların ete kemiğe bürünmüş hali. Dinlerken zamanın yavaşladığını hissediyorum, bazen gözlerim bir buğuyla perdeleniyor. İçimden gökyüzüne sessiz bir niyaz gönderiyorum: “Rabbim, bu sesleri ömür boyu Kur’ân’ın nuruyla diri kıl, dillerinden bu kelamı hiç eksik etme.”
​Bugün kürsüyü onlara devrediyorum. Gönül 7. dersi, Hacer ise 10. dersi anlatırken onları izliyorum. Bir eğitmenin dünya üzerindeki en büyük mükafatı nedir? Sanırım bir tohumun fidana dönüştüğünü, talebesinin kendi ayakları üzerinde o vakur duruşunu sergilediğini görmektir. Heyecanlarına karışan tebessümleri, yer yer salonu ısıtan esprileriyle bir eğitimden ziyade bir kardeşlik sofrasındayız sanki. Onlara teşekkür ederken aslında Rabbime şükrediyorum; beni bu güzel ruhlara, bu kutlu ana şahit kıldığı için.
​Günün sürprizleri bitmiyor. Esenyurt şubesinden gelen misafirlerimizle tanışıyoruz. Zihnimde Arap olarak tasavvur ettiğim üstad ve eşinin Çeçen olduklarını öğrenince gülümsüyorum; meğer gönül dili, coğrafyanın sınırlarını ne kadar da kolay aşabiliyormuş. Melike Hanım’ın Rusya sorumlusu olarak çocuklarla yaptığı çalışmaları, Nûrâniye’nin Türkiye’deki yayılışını raporlayacaklarını dinlerken içimdeki şükür büyüyor. Beraberlerinde getirdikleri kitaplar öğrenciler tarafından büyük bir ilgiyle karşılanıyor; neredeyse yarısının o an satın alınmasıyla bilginin el değiştirdiği o anlarda, salonun havası daha da bereketleniyor sanki. Bu yol, bizim tahmin ettiğimizden çok daha uzaklara ulaşıyor.
​Bugünün ikramları da gönlümüz gibi zengin… Bu kursta en büyük destek Nazeyke, Vildan ve Nuran’dan geliyor. Zeytinyağlı kuru dolma, patates salatası, kurabiye… Ruhsar’ın böreği… Ziyarete gelen Emine ve Nur’un ekler tatlısı… Her lokma bir emek, her tabak bir dua. Ezgi’nin getirdiği salata orada ikram edilemese de akşam yemeğinde yerini buluyor. Beğeniyle yeniyor, muhabbetle tamamlanıyor. Hepinizin ellerine, gönüllerine sağlık. Rabbim kesenize bereket, ömrünüze huzur versin. Bu destek ve emeklerinizin karşılığını dünya ve âhirette fazlasıyla alırsınız İnşallah.
​Formasyon dersimizi de gönül huzuruyla tamamlıyoruz. “İyi bir eğitmen nasıl olmalıdır?” konusunu maddeler hâlinde işliyoruz ama her maddenin ardında bir ahlâk, bir sorumluluk, bir emanet bilinci var. “Rabbim,” diye dua ediyorum, “burada konuşulanları hayata geçirmeyi bizlere nasip et”. Ayrılık vakti geldiğinde, getirilen hediyeler karşısında kelimelerim yetersiz kalıyor. Perihan’ın bakır bileziği, Hüsniye’nin göz nuru anahtarlığı, Yağmur’un hediyesi ve o isimsiz ama kalbi güzel arkadaşın armağanı… Hepsi birer eşya değil, benim için bu kursun mühürleri. Beş gün boyunca yükümüzü omuzlayan; Emine, Elmas, Semiha, Rabia, Sumeyya, Hatice, Kübra ve Gülistan… Sizlere takdim ettiğim o küçük şallar, gönlümün size olan vefasının ufacık bir nişanesidir.
​Ve nihayet dudaklarımdan o muazzam cümle dökülüyor: “Elhamdülillâhil-lezî bi ni’metihî tetimmüs-sâlihât.”
(Hamd, salih işlerin ancak O’nun nimetiyle tamamlanmasını nasip eden Allah’adır.)
​Sen nasip ettin ya Rabbi! Bu pırıl pırıl insanları tanımayı, bu halkayı genişletmeyi Sen nasip ettin. Şimdi kalbimde yeni bir niyetin tohumu var: “Yazın bu güzelliği Kayseri’ye taşımak…” Sen hayırlısıyla oldur.
​Kurs bitiminden sonra bu kez evimiz misafirlerle şenleniyor. Akşam ise Emine’ye ziyarete gidiyoruz. Sabire’nin ikramları, boğaz ağrılarımız için verilen takviyeler… Sıla-i rahim yapmanın huzuru ve bereketiyle kursumuzu tamamlamış oluyoruz. Rabbim, tekrarı nerede hayırlıysa bizi oraya yönlendir.
​Âmin.

​23 Ocak 2026
Sevgi Yağcıoğlu

Bir cevap yazın