Ebediyete Atılan İmza: Bir Gönül Ziyareti

​​Hayatta pek çok şeye sahip olabilir insan; ancak ruhun yorgunluğunu alan, kalbe inşirah veren vefalı bir dostun yerini ne doldurabilir? Avuçlarımı her semaya açtığımda, bana bu inceliği lütfeden Rabbime şükrediyorum. Çünkü biliyorum ki, Allah için birbirini sevenlerin buluştuğu o anlar, zamanın dar kalıplarına sığmayacak kadar geniştir. İçimde hep o sessiz ama derin müjde yankılanır:
​”Başka hiçbir gölgenin bulunmadığı o dehşetli günde, Allah için buluşanlar Arş’ın gölgesinde serinleyecekler…”
​Bu bir temenni değil, bir vaat. Ve bu bilinç, sıradan bir ziyareti ebedi bir ahde dönüştürüyor.
​Haftaya ne güzel bir başlangıçtı… Pazartesi günü evimiz, Esra kardeşim, kıymetli annesi ve pırıl pırıl kızları Feyza ile Serra’nın gelişiyle adeta nurlandı. Onları kapıdan uğurlarken kalbimde o günün huzuru, zihnimde ise bir an evvel bu güzelliği iade etme arzusu vardı. Nihayet dün, yani cumartesi günü, kızım Sümeyye ile birlikte yola koyulduk. Sadece bir semte değil, yılların biriktirdiği o köklü muhabbete doğru yürüdüğümü hissediyordum.
​Kapı açıldığında karşılaştığım o sıcak gülümseme, insana “evindesin” dedirten türdendi. İkindi ezanıyla başlayan o eşsiz vakit, adeta bir su gibi aktı. Namaz aralarında demlenen sadece çay değil, ruhumuzun derinliklerinden süzülen samimiyetti.
​Kimi zaman eski günlerin yâdıyla yükselen bir kahkaha, kimi zaman sofraya çöken o manalı sükût… O anlarda kendi kendime fısıldadım: “Zaman neden bu kadar hızlı ama bir o kadar da bereketli?” Cevap içimden geldi: “Çünkü Allah için kurulan masalarda saatler yük olmaz, kanat olur.”
​Yatsı namazını eda edip evden ayrılırken, damaklarda kalan o lezzetli yemeğin tadı çoktan uçup gitmişti bile. Geriye kalan; sadece yüzümüze yerleşen o huzurlu tebessüm ve kalbimize mühürlenen o kadim dostluktu.
​Esra’nın gönlü, cömertliğin ete kemiğe bürünmüş hali gibidir. Yanında bir güzelliğe nazar etseniz, bilirsiniz ki o güzellik artık sizin yolunuza serilecektir. Unutmaz o, geçmez; gönül heybesinde saklar ve en zarif haliyle sunar. O günün hediyesi de, bu buluşmayı hafızamızın en mutena köşesine bir nişane gibi bıraktı.
​Esra’nın bendeki yeri tariflere sığmaz; onun vakur duruşunda insanı dinlendiren bir güven, her geçen gün derinleşen saygısında ise kadim bir dostluğun izleri var. Cömertliği sadece elindekini paylaşmak değil, gönlünün kapılarını sonuna kadar açmak gibi… Kıymetli annesi ise zarafeti ve vakarıyla, günümüzün karmaşasında adeta eski zamanlardan bugüne süzülüp gelmiş bir Osmanlı hanımefendisi… Feyza ve Serra ise birer edep abidesi; bakışlarıyla ferahlık, duruşlarıyla güven veren iki güzel fidan.
​Zuhruf Suresi’nin o sarsıcı ayeti dilimden düşmüyor: “O gün, takva sahiplerinden başka bütün dostlar birbirine düşman kesilir.” Bizimkisi, o düşmanlığın uzağında, takvanın ve muhabbetin gölgesinde bir yolculuk olsun.
​Rabbim dostluğumuzu ebedî, sevgimizi hem bu dünyada hem de ötelerde aziz eylesin.
​Dostluğun kalbiyle bitirelim:
​Gönül ne kahve ister ne kahvehane,
Gönül bir dost ister, gerisi bahane.
Yazılsın ismimiz Arş’ın gölgesine,
Bu sevda ebedî, bu ahit şahane.


​Sevgi Yağcıoğlu
8 Şubat 2026, Pazar

Bir cevap yazın