SÜKÛTUN DERS NOTLARI: BİR MUALLİMİN SADAKAT SINAVI

​Bazen insan, yaşadığı hâli tam o anda kaleme almalı. Çünkü duygu henüz tazeyken, kalp henüz sızlıyorken yazılan satırlar daha sahici, daha derin ve daha hakiki olur. Aradan zaman geçtiğinde acı diner belki ama kelimelerin ateşi de söner. İşte bu satırlar, bugün yaşadığım bir imtihanın, bir öğretici olarak kalbimde bıraktığı izlerin kaydıdır.
​İlim öğrenmek çoğu zaman sadece öğrenciler için bir yolculuk sanılır. Oysa ilmi öğretmek, en az talep etmek kadar ağır bir imtihandır. Öğreten için bu yol; sürekli diri kalmayı, tükenmemeyi, heyecanı korumayı ve her seferinde yeniden vermeyi gerektirir. Çünkü ilim, sadece bilgi aktarımı değil; kalpten kalbe bırakılan mukaddes bir emanettir.
​Bu sabah derse büyük bir heyecanla uyandım. İki haftadır dersimiz yoktu ve içimde birikmiş bir şevk vardı. Türkiye’deki kursumda kar kış demeden ders halkasını terk etmeyen o azimli çehreler, uzak yollardan aşkla gelen talebeler gözümün önündeydi. Onların bu iştiyakı beni yeniden motive etmişti. “Elhamdülillah,” dedim, “ilim yolunun hâlâ ne kadar diri şahitleri var.”
​2006’dan beri tefsir halkalarında bulunan, 2013’ten beri de bizzat kürsüde olan bir muallim olarak bugün şunu bir kez daha idrak ettim: Benim bu toprağın evlatlarıyla, talebeyle ve bizzat ilmin kendisiyle olan imtihanım henüz bitmedi. Bu, bitmeyen bir sabır ve inşa yolculuğuymuş.
​Ders sabah 09.00’daydı. Vaktinde merkezde, dersimin başındaydım. Büyük bir huzurla derse hazırdım. Fakat saat 09.05 oldu… 09.10… 09.15… Boş sıralar, sessiz duvarlar ve gelmeyen adımlar…
​Arap öğrencilerimin ders saatinden önce gelip kapıda bekleyen hallerine alışmışken, bugün kendi insanımın boş bıraktığı o sandalyeler kalbime bir sızı bıraktı. O an dilime şu ayet-i kerime düştü:
​”De ki: ‘Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.'” (İsrâ, 80)
​Çünkü ilmi sürdürebilmek, bazen o yalnızlığa tahammül edebilmek için insanüstü bir desteğe ihtiyaç var. Bu yolculuk, aslında Rabbimize verdiğimiz bir sözdür. Zira Rabbimiz buyurur ki: “Şüphesiz verilen söz, sorumluluk doğurur.” (İsrâ, 34)
​İlme niyet eden herkes, farkında olsun ya da olmasın, bir ahit altına girer. Bu ahdin en ağır yükü ise istikrardır. Azimle, kararlılıkla ve titizlikle devam edebilmektir. Çünkü Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurur: “Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.”
​Bu hayırlı makam, çiçekli yollardan geçilerek kazanılmıyor. Bugün sınıfa yalnızca bir tek öğrenci geldi. Onunla dokuzuncu dersimizi yaptık. Görevimizi ifa ettik. Ama insanız ya, kalbimden şu geçti: Bir konser olsa ve dinleyici tek kişi kalsa sanatçı ne hisseder? Bir maçta tribünde tek bir seyirci olsa…
​İşte tam burada öğreticiye düşen, enerjisini insandan değil, Hak’tan almaktır. Çünkü Kur’an, insanı her düştüğünde ayağa kaldıran yegâne dayanaktır. 950 yıl davet yapan Nuh Aleyhisselâm’ın sabrını düşündüm… Taif’te taşlanan ama vazgeçmeyen Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i tefekkür ettim…
​Hepsi bize şunu fısıldıyor: Bu yol, kalabalıklar içinde de yürünür, tek bir canla da. Bu yol kırgınlıkla da devam eder ama Rabb’e yaslanmadan asla menzile varmaz.
​Bugün kalbimden yükselen dua şudur: Allah’ım, hem öğrencilerime hem biz öğretenlere metanet ver. Yolumuzdaki engelleri, kalplerimizdeki ataleti kaldır. Azmimizi ve sabrımızı artır. Bizi bu yolculuğu yarım bırakanlardan eyleme.
​Bu satırları okuyan bir ilim talebesi, hocasının sadece ders anlatan bir makine olmadığını, onun da bir kalbi, sınavı ve hüznü olduğunu anlasın isterim. Belki o zaman bu yol biraz daha sahiplenilir, biraz daha sadakatle yürünür.


​Sevgi Yağcıoğlu
5 Şubat 2026, Perşembe

Bir cevap yazın