KUR’ÂN VE SÜNNET IŞIĞINDA CİMRİLİK: BUHL VE ŞUHH KAVRAMLARI

​​İnsan bazen hayatın koşuşturması içinde durup etrafını seyreder. Herkes bir şeylerin peşindedir; daha çok kazanmak, daha çok biriktirmek, daha güvenli bir gelecek kurmak… Fakat asıl soru şudur: İnsan gerçekten mala mı sahip olur, yoksa mal mı insana sahip olur?
​Daha da düşündürücü olan ise şudur: Nefsimizin istediği şeyler için çoğu zaman elimiz açıktır. Konforumuz, zevklerimiz, gösterişimiz veya heva ve hevesimiz söz konusu olduğunda harcamaktan çekinmeyiz. Fakat Allah’ın rızası için vermeye, bir yetimin yüzünü güldürmeye, bir ilim talebesine destek olmaya ya da bir hayra ortak olmaya gelince elimiz daralabilir. Geçici dünya için cömert, ebedî hayatı için cimri olmak ise büyük bir aldanıştır.
​Kur’ân-ı Kerîm, cimriliği yalnızca mal vermemek olarak tarif etmez. Asıl cimrilik, Allah’ın emanet olarak verdiği nimetleri gerçek sahibini unutarak sadece kendine ait görmek ve paylaşmayı eksilmek zannetmektir. Bu sebeple Kur’ân’a göre cimri; infaktan kaçınan, Allah’ın verdiği nimetleri gizleyen, başkalarını da cimriliğe teşvik eden ve kendisini Rabbine muhtaç hissetmeyen kimsedir.
​Kur’ân-ı Kerîm cimriliği anlatırken iki farklı kavram kullanır: Buhl ve Şuhh.
​Buhl, verilmesi gereken hakkı vermemektir; dışa yansıyan cimrilik davranışıdır. Kur’ân’da bu kök ve türevleri on iki defa geçmektedir.
​Şuhh ise bundan daha derin bir hastalıktır. Kur’ân’da beş defa geçen bu kavram; cimrilikle birlikte aşırı hırsı, tamahı, bencilliği ve sahip olma tutkusunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, “Şuhh, hırsla birleşmiş cimriliktir.” der. İbn Manzûr ise, “Şuhh, buhlden daha şiddetlidir; hem elindekini vermemek hem de başkasının elindekine göz dikmektir.” diyerek bu farkı ortaya koyar. Bu sebeple Rabbimiz şöyle buyurur:
​”Kim nefsinin şuhhundan korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Haşr, 59/9)
​Şuhh, insanın kalbine yerleşen derin bir hastalıktır. Bazen kişi öyle bir cimrilik içine düşer ki ne başkalarına ne de kendisine harcamaya kıyamaz. Sürekli fakirleşme korkusuyla yaşar, elindeki nimetten faydalanmaktan bile kaçınır. Bazen ise bunun tam tersi olur; kişi kendi arzuları, lüksü ve gösterişi için hiçbir harcamadan kaçınmaz, fakat Allah rızası için vermeye gelince eli sıkılır. Görünüşleri farklı olsa da her iki durumda da ortak nokta aynıdır: Malın hâkimi insan değil, insanın hâkimi mal olmuştur.
​İmam Gazâlî de İhyâ’u Ulûmi’d-Dîn adlı eserinde cimriliği kalbi helâke sürükleyen hastalıklardan biri olarak değerlendirir. Ona göre cimriliğin temelinde dünya sevgisi, fakirlik korkusu, uzun yaşama arzusu ve bitmek bilmeyen hırs vardır. Mal bir gaye değil, Allah’a kullukta kullanılacak bir araçtır. Cimriliğin tedavisi ise malın gerçek sahibinin Allah olduğunu idrak etmek, infaka alışmak ve nefsi cömertliğe alıştırmaktır.
​Oysa mümin bilir ki Allah yolunda verdiği hiçbir şey kaybolmaz. Kur’ân-ı Kerîm şöyle buyurur:
​”Kim cimrilik ederse ancak kendi nefsine cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise muhtaçsınız.” (Muhammed, 47/38)
​İnsan bir fakire vermediğinde aslında önce kendi ahiretini fakir bırakmış olur. Çünkü Allah için yapılan her infak, gerçekte kişinin kendi ebedî hayatına gönderdiği bir sermayedir.
​Bununla birlikte İslâm’ın öğrettiği cömertlik sadece maddî yardımla sınırlı değildir. En faziletli infaklardan biri, kişinin ailesine yaptığı harcamadır. Nitekim Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kişinin ailesi için yaptığı harcamanın da sadaka olduğunu haber vermiştir. Akrabaya yapılan yardım ise iki sevabı bir arada taşır: Hem sadakadır hem de sıla-i rahimdir. Bu sebeple mümin, cömertliği önce en yakınlarından başlatır; ardından halkayı genişleterek komşuları, yetimleri, yoksulları ve Allah yolundaki bütün hayır yollarını kuşatır.
​Cimrilik sadece malı esirgemek değildir. Güzel sözü, tebessümü, ilgiyi, sevgiyi, affetmeyi ve duayı bile esirgemek de gönlü daraltan bir cimriliktir. Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, “Kardeşine tebessüm etmen senin için bir sadakadır.” buyurarak iyiliğin yalnızca maddî yardımla sınırlı olmadığını öğretmiştir. Mümin, malında olduğu gibi dilinde, yüzünde ve gönlünde de cömert olmaya gayret eder.
​Kur’ân bize sadece cimriliği yasaklamakla kalmaz, israfı da yasaklar:
​”Eli boynuna bağlıymış gibi cimri olma, onu tamamen açıp saçarak da savurgan olma!” (İsrâ, 17/29)
​İslâm ne cimriliği ne de savurganlığı ister. Mümin, nefsinin arzularına göre değil, Rabbinin koyduğu ölçülere göre yaşayan kimsedir.
​Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de cimriliğin toplumları helâke sürükleyen büyük bir hastalık olduğunu haber vermiş ve şöyle buyurmuştur:
​”Cimrilikten sakının. Çünkü sizden öncekileri cimrilik helâk etti.” (Müslim)
​Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur:
​”Bir kulun kalbinde iman ile cimrilik (şuhh) bir arada bulunmaz.” (Nesâî)
​Yine Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
​”Cimri, yanında ismim anıldığı hâlde bana salavat getirmeyen kimsedir.” (Tirmizî)
​Bu hadis, cimriliğin sadece mal ile ilgili olmadığını; Allah Resûlü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e karşı sevgi ve vefayı ifade eden salavatı bile esirgememenin gerçek bir mahrumiyet olduğunu göstermektedir.
​Bugün kendimize şu soruları sormaya ne dersiniz?
​Nefsimin arzuları için gösterdiğim cömertliği Rabbimin rızası için de gösterebiliyor müyüm?
​Aileme, akrabalarıma, ihtiyaç sahiplerine ve Allah yolundaki hayırlara infakta bulunuyor muyum?
​Malımı, vaktimi, ilmimi, güzel sözümü, tebessümümü ve duamı paylaşabiliyor muyum?
​Çünkü gerçek kazanç, dünyada biriktirdiklerimiz değil; Allah rızası için ahirete gönderdiklerimizdir.
​Rabbimiz bizleri malını, sevgisini, güzel sözünü ve tebessümünü esirgeyen cimrilerden değil; ailesine, akrabasına, komşusuna ve bütün mahlûkata karşı cömert davranan kullarından eylesin. Kalplerimizi buhl ve şuhhun karanlığından arındırıp infakın huzuruyla nurlandırsın.
​Allah Resûlü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in öğrettiği şu dualarla Rabbimize niyaz edelim:
​”Allah’ım! Âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, ihtiyarlayıp ele ayağa düşmekten ve cimrilikten Sana sığınırım.” (Buhârî)
​”Allah’ım! Nefsime takvâsını ver, onu arındır. Onu arındıracakların en hayırlısı Sensin. Sen onun velîsi ve mevlasısın.” (Müslim)
​Âmin.
​Hazırlayan: Sevgi Yağcıoğlu
Tarih: 1 Ağustos 2026
​Kaynaklar
​Kur’ân-ı Kerîm (Âl-i İmrân 3/180; Nisâ 4/37, 4/128; Tevbe 9/76; İsrâ 17/29; Ahzâb 33/19; Muhammed 47/38; Hadîd 57/24; Haşr 59/9; Teğâbün 64/16; Leyl 92/8)
​Sahîh-i Buhârî
​Sahîh-i Müslim
​Sünen-i Tirmizî
​Sünen-i Nesâî
​İmam Mâlik, el-Muvatta’
​İmam Gazâlî, İhyâ’u Ulûmi’d-Dîn
​Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi’l-Kur’ân
​İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab
​İmam Taberî, Câmi’u’l-Beyân ‘an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân
​İmam Kurtubî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân
​Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (TDVİA), “Buhl”, “Şuhh”, “İnfak” ve “Cimrilik” maddeleri.

Bir cevap yazın