​Kursumuzun İkinci Günü: Gönüllerin İhyası

​Sabah namazının ardından evin içine yayılan o dinginlik… İnsan, günün daha başında kalbini toparlamak istiyor. Az da olsa yapılan bir kahvaltı, bir bardak çay ya da kahve… Hele ki dostlarla aynı masanın etrafında, gönül gönüle verilen bir muhabbet varsa, mutluluk katlanarak artıyor. “Bu bereketi kaçırmamalı,” diyoruz içimizden. Biz de kaçırmıyoruz.
​Eğitim maratonumuzun bu ikinci gününde, Acilder’de dersimiz saat 10.00’da başlayacak ancak bugünün kalbimdeki tınısı çok başka. İlk kez, alınan derslerin üzerinden birer birer geçilecek; bilgiler grup çalışmalarıyla gönüllere mühürlenecek. Öğrencilerimize, “Biraz erken gelirseniz çok güzel olur,” diye rica etmiştik. Kapıdan içeri adımımı attığım an anlıyorum ki, bu rica bir davet değil, bir vuslat çağrısı gibi kabul görmüş.
​Saat henüz 9.45… Ve o manzara… Salondan yükselen çalışma sesleri, ruhuma bir bahar müjdesi gibi dokunuyor. Kimi köşede fısıltıyla tekrar edilen dersler, bir bülbül şakıması zarafetinde; kimi köşede ise arıların vızıltısı gibi hummalı bir gayret… Durup izliyorum ve içimden bir ses yükseliyor: “Bu ne güzel bir çaba… Bu ne temiz bir ilim aşkı.” Kalbimdeki coşku, bir nehrin denize kavuşması gibi büyüyor.
​Her bir eğitmen adayı, kendi hayat hikâyesinden ve uykusundan feragat ederek gelmiş buraya. Pendik’ten gelenler, Anadolu Yakası’nın o uzun yollarını sabırla aşanlar; Ordu’dan sadece bu iklimi solumak için yola düşen o azimli ikiz kardeşler… Geçen yıl sertifikasını almış olmasına rağmen ilim yolunu bırakmamış iki hocamız… Kimi Ümraniye’den, kimi Ataşehir’den İstanbul’un yoğunluğunu bir kenara itip niyetinin peşinden koşanlar…
​Bir köşede bir anne ve kızı diz dize vermiş; öteki yanda bir kayınvalide ile gelin el ele… İki kardeş omuz omuza vermiş, aynı hakikatin peşinde. Bu ilim meclisinde takvimler hükmünü yitiriyor; kim öğrenci sandalyesine oturursa, ruhu taze bir filiz gibi yeniden can buluyor. Nesiller arasındaki o mesafe kapanıyor, gönüller aynı iklimde buluşuyor. “Bu da Allah’ın kullarına ne latif bir lütfu”, diye geçiriyorum içimden.

​Gönülleri Besleyen Şükran Sofrası
​Öğlen vakti gelip çattığında, sofrada ayrı bir bereket, ayrı bir hikâye karşılıyor bizi. Aslında planımız başkaydı; Pazartesi günü Demet Hanım menüsünü getirecekti ancak o gün aniden bastıran kar yağışı yolları kapatınca gelemedi. O gün imdadımıza Acilder’in maharetli aşçısı yetişti; dumanı üstünde bir çorba, yanına nefis bir makarna ve taze salatasıyla gönül gönülümüzü ısıttı. Eğitmenlik sertifikasını alan kıymetli hocamız Nesrin Hanım da el emeği böreğiyle o güne ayrı bir tat kattı.
​Fakat asıl sürpriz, kursun bu ikinci günündeydi… Pazartesi gelemeyen Demet Hanım ile bugünün ev sahibi Emine Hanım’ın ikramları birleşince, sofra adeta bir ziyafet alanına döndü. Emine Hanım’ın o tam kıvamındaki etli nohudu ve sade pilavı; Demet Hanım’ın maharetiyle hazırlanan, tadı damağımızda kalan o özel Arap usulü etli pilavı… Yanında ferahlık veren kereviz salatası, turşusu, tatlısı ve Müge’nin o sevgiyle kardığı keki…
​Sofra kuruldukça muhabbet de demleniyor. İçimden onlara gönülden bir dua yükseliyor: “Elleriniz dert görmesin, bu hizmetiniz mizanınızda birer nur olsun. Sizler sadece bu sofrayı değil, samimiyetinizle bizim içimizi de doyurdunuz. Rabbim hanenize bereket, ömrünüze sonsuz selamet versin.”
​Diksiyon dersinde ağız sporumuzla kelimelere can verirken, yorulan dimağlarımızı bu güzel ikramlarla dinlendiriyoruz. Formasyon dersinde ise geleceğin muallimlerine sesleniyorum: “Bir gün o kürsü sizlerin olacak… O gün geldiğinde sadece sesinizle değil, halinizle, ahlakınızla konuşun.” Anne-babalara nasihatler, talebelere öğütler derken, bu başlıkları da Elhamdülillah hakkıyla tamamlıyoruz.
​Gün akşama yaslanırken içimizde o tarif edilemez, huzurlu yorgunluk… İkindi namazının ardından Başakşehir’e doğru yola çıkıyor, Guraba Yayınları’na uğruyoruz. Kitaplar raflardan bize göz kırpıyor, birkaç dostu yanımıza alıp eve dönüyoruz. Akşam namazının ardından başlayan o meşhur “masa muhabbetimiz” ise günün tacı oluyor. Çay, küçük atıştırmalıklar ve gönülden gönüle akan o eşsiz sohbet…
​Sonra Kur’an… Bir tilavet, bir kelâm… Ruhumuz neşeyle yıkanıyor. Derken Sevgi Pınarı eğitim notları, planlar, toplantılar… Zamanın nasıl aktığını fark etmiyoruz bile. Saat epey geç olmuş. Birbirimize bakıp gülümsüyoruz. “Yorulduk ama ne güzel yorulduk,” diyoruz sessizce.
​Ve nihayet, büyük bir gönül huzuruyla istirahate çekiliyoruz. Elhamdülillah… İkinci günümüz de hayırla, bereketle ve sevgiyle tamamlanıyor.

20 Ocak 2026
Sevgi Yağcıoğlu

Bir cevap yazın