Nûrâniye Kursumuzun Dördüncü Günü: Veda Yakınken

Her başlangıcın bir sonu var elbette…
Ama bazı sonlar insanın içine “Bu kadar mı çabuk?” sorusunu bırakıyor. Kursumuzun dördüncü gününe ulaşmışız bile. Daha dün gibi başlayan bu yolculuğun, adımlarımızın arasından su gibi akıp gittiğini fark ediyorum.
Bugün yine merkeze vardığımızda bizi tanıdık ama her seferinde iç ısıtan bir manzara karşılıyor. Öğrencilerimiz bizden önce gelmiş, çoktan ders tekrarlarına başlamışlar. Salonun içinde usul usul yükselen sesler, gayretin ve niyetin sessiz şahidi gibi…
Ve günün sürprizi…
Demet Hocamız Ankara’dan gelmiş! Onu görmek hepimizi öyle sevindiriyor ki, hasret bir anda muhabbete dönüşüyor. Bana getirdiği kendi el emeği göz nuru tezhip tablo ise tarifsiz bir incelik… Sadece bir sanat eseri değil; içine emek, dua ve dostluk serpiştirilmiş bir hatıra. Rabbim kendisinden razı olsun, emeğini bereketlendirsin.
Sabahki tekrar derslerinden sonra bugün kursumuzun kalan tüm derslerini tamamlıyoruz. Elhamdülillah…
Öğrencilerimizin gayreti görülmeye değer. Yoruluyorlar ama vazgeçmiyorlar, zorlanıyorlar ama sebat ediyorlar. İçimden sık sık şu dua dökülüyor:
“Rabbim, bu gayretleri katında makbul eyle, attıkları her adımı Kur’ân’la aydınlat.”
Bugün ayrıca gönlümüzü sevindiren misafirlerimiz de var.
Arapça Etüt derslerinde büyük emek veren Asiye Hocamız, Selda Hocamız; eski öğrencilerimizden, aynı zamanda yol arkadaşım olan Ayşegül… Varlıklarıyla yükümüzü hafifleten, dualarıyla gücümüze güç katan güzel insanlar. İyi ki geldiniz, iyi ki varsınız.
İkram soframızdan bugün ayrı bir bereket taşıyor.
Vildan ve Nuran’ın hazırladığı börek, pilav ve zeytinyağlı fasulye; Meryem’in getirdiği tavuklu pilav… Her lokma sadece karın doyurmuyor, muhabbeti de artırıyor.
Rabbim bu ikramları sadaka-i cariye eylesin, verenin de paylaşanın da mizanını ağırlaştırsın. Evlerine, ömürlerine bereket versin.
Kursun sonuna yaklaştıkça, o tanıdık hâl beliriyor…
Öğrenciler biraz daha açılıyor, sorular çoğalıyor, yüzlerdeki çekingenlik yerini güvene bırakıyor. Ama aynı zamanda kalpte ince bir hüzün dolaşıyor; çünkü vedanın ayak sesleri duyulmaya başlıyor. Bizde de öyle oldu…
Kurs bitiminden sonra bu kez evimiz misafirlerle şenleniyor.
Ordu’dan gelen Kübra Hocamız ve kıymetli kardeşi Tuba bizleri ziyaret ediyor. Sohbet koyulaşıyor, zaman usulca akıp gidiyor; saatlerin nasıl ilerlediğini fark etmiyoruz bile. Saat 23.30 olmuş…
Gecenin sonunda hep birlikte Kehf Sûresi’ni okuyor, ardından dualarımızı semaya emanet ediyoruz. Gün, Kur’ân’la mühürleniyor adeta.
Resûlullah ﷺ şöyle buyuruyor:
“Kim cuma günü Kehf Sûresi’ni okursa, iki cuma arasını aydınlatacak bir nur onun için olur.”
(Hâkim, Beyhakî)
Bu nurla, bu huzurla, bu şükürle…
Bugünü de böylece noktalıyoruz.
Elhamdülillah.
22 Ocak 2026
Sevgi Yağcıoğlu

Bir cevap yazın