Ramazan: Ruhun Arınma Mevsimi ve Yeniden Doğuş

​Gözlerimi kapatıp 1982 yılının o sıcak haziran gününe döndüğümde, içimi hâlâ aynı taze heyecan kaplıyor. Benim için Ramazan; sadece bir ibadet değil, namazla, Kur’an-ı Kerim’le ve tesettürle tanıştığım o büyük ilk dönüşümün adıydı.
​İstanbul’un o eşsiz manevi ikliminden, Suriye’nin ilim kokan sokaklarından, Dubai’nin çöl rüzgârlarına uzanan ömrümde kırk dört durak sessizce geçti; her biri ruhuma ayrı bir iz bırakarak… Bu durakların yirmi sekiz Ramazan’ını Dubai’de yaşadım; nasipse bu yıl yirmi dokuzuncusuna kavuşacağım. Şimdi, nasipse kırk beşinci Ramazan kapısının eşiğindeyim.
​Peki ya sizin hikâyeniz nerede başladı? Hatırlıyor musunuz o ilk orucun kalbinizdeki yankısını, ilk iftar sofrasındaki o masum bekleyişi? Hepimizin hayatında Ramazan’ın dokunduğu ve bizi “biz” yapan gizli bir kırılma noktası vardır. Gelin bu yıl, o ilk günkü heyecanla ama daha derin bir şuurla açalım gönül kapılarımızı.
​Niyetle Parlayan Beyaz Bir Sayfa, ​Ramazan
Aslında her yıl bize sunulmuş tertemiz, bembeyaz bir sayfadır. Allah Resûlü, sallallahu aleyhi ve sellem, bizlere şu muazzam müjdeyi verir:
​“Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”
(Buhârî, Savm 6; Müslim, Sıyâm 203)
​Bu hadis-i şerif, fısıltıyla şunu söyler: “Yeniden doğabilirsin.” Ramazan bir arınma mevsimidir; yeter ki niyetimiz sadece midemizi değil, ruhumuzu da doyurmak olsun.
​Ramazan’da Kur’an’la Hasbihal: Kalpten Arşa Uzanan Bir Yol
​Bu yıl Mushaf’ın kapağını açtığımızda, sayfaları sadece bitirme telaşıyla değil; ayetlerin ruhumuza şifa olması niyetiyle çevirelim. Kur’an-ı Kerim okurken bazen zihnimize “Acaba duam kabul oldu mu?” ya da “Hatim duamı kime yaptırmalıyım?” gibi sorular düşebilir. Gelin, bu meseleye kalbimizin en berrak köşesinden bakalım:
​Hatim okumak, her şeyden önce kulu Rabbiyle baş başa bırakan mahrem bir vuslattır. Bir hatmin kabulü; onun Mekke’de ya da Medine’de tamamlanmasına veya bir hoca tarafından seslendirilmesine değil, o harfleri hangi niyetle ve nasıl bir teslimiyetle kalbimize indirdiğimize bağlıdır.
​Gerçek bir tilavetin nasıl olması gerektiğini ise İmam Gazâlî Hazretleri, o eşsiz tespitiyle şöyle tarif eder:
​“Dil, harfleri mahreç ve sıfatlarına uygun şekilde hakkıyla telaffuz eder; akıl, okunan ayetlerin manasını idrak edip derinlemesine düşünür; kalp, bu manalardan hisse alarak huşu ile tefekkür eder; azalar (beden) ise o ilahi emirlerin hükmüne boyun eğip itaat eder.”
​Bazen hatimleri biriktirip, illa uzak diyarlarda duası yapılsın diye bekleriz. Oysa belki de en makbul dua; kendi evimizde, gönlümüzden kopan o samimi yakarışta ya da ailemizle birlikte huşu içinde söylenen bir “âmin” fısıltısında gizlidir. Elbette cemaatle ve hocalarımızla yapılan dualar bereketlidir. Mukabeleyle tamamlanan hatimlerin toplu duasına ortak olmak da ne güzeldir…
Ancak ferdi yolculuğumuzda, hatmimiz biter bitmez o sıcak iklimi dağıtmadan Rabbimize yönelmek, ibadetin ruhuna en çok yakışan hâldir. Sahabe Efendilerimizin tertemiz çizgisinde gördüğümüz o sadelik, bize şunu hatırlatır: Her nefes bir niyet, her niyet bir duadır.
​Kur’an-ı Kerim okumanın ve hayatımıza rehber kılmanın yüceliğini şu hadis-i şerif ne güzel pekiştirir:
​“Şüphesiz Allah, bu kitapla (Kur’an ile) nice toplumları yüceltir ve nicelerini de alçaltır.”
(Müslim, Müsâfirîn 269)
​Seher Vaktinin İhyası ve Gece Namazı
​Sahur sofrasına sadece bedeni doyurmak için değil, ruhu şahlandırmak için uyanalım. Ramazan, normal zamanda zorlandığımız o muazzam gece namazı (teheccüd) alışkanlığını kazanmak için en büyük fırsattır. Rabbimiz şöyle buyurur:
​“Gecenin bir kısmında uyanıp, sana mahsus bir nafile olarak namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.”
(İsrâ Suresi, 79)
​Sahur bereketiyle uyanmışken, iki rekât da olsa seccadeye durmak; Ramazan’ı gerçek bir “fırsat mevsimi”ne dönüştürmektir. Kılmayanlar bu Ramazan’ı bir başlangıç bilerek bunu güzel bir alışkanlık hâline getirebilir.
​Kendimizle Baş Başa Kalma Vakti ve Sosyal Sorumluluk
​Evet, oruçluya iftar ettirmek ve o güzel ecre nail olmak çok kıymetli. Ancak bu güzel telaş, asıl gayemiz olan ferdi ibadetlerimizin önüne geçmemelidir. Misafirimiz başımızın tacıdır; fakat o kıymetli misafir, Rabbimizle baş başa kalacağımız Kur’an-ı Kerim saatimize ya da huşu içinde kılacağımız teravihe engel olmamalıdır.
​Bununla beraber, çevremize olan duyarlılığımızı da ihmal etmeyelim.
​Göz Hakkı ve Komşuluk Dubai gibi kozmopolit yerlerde veya Türkiye’nin her köşesinde, yanımızda yöremizde bu sevinci paylaşacak kimsesi olmayan “garip”leri hatırlayalım. İftarın sadece aileyle değil, bir yetimin veya bir yalnızın gönlüne dokunarak anlam kazanmasını sağlayalım.
​Dilin Orucu
Mideyi yemekten koruduğumuz gibi, ruhu da gıybetten ve kırıcı sözlerden korumalıyız. “Oruç bir kalkandır.” hadisini hatırlayarak, sabrın sadece açlığa karşı değil, öfkeye karşı da gösterilmesi gerektiğini unutmayalım.
​Oruca Engel Hâller: Ruhun Diğer Kapıları
Hastalık veya yaşlılık gibi geçerli mazeretler sebebiyle oruç tutamayan kardeşlerimiz, bu rahmet ikliminden mahrum kaldıklarını düşünerek asla hüzne kapılmasınlar. Dinimiz kolaylık dinidir. Tutulamayan günler için imkân dâhilinde fidye verilirken; gönül kapısı zikirle, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle, namaz ve bolca sadaka ile ardına kadar açık tutulabilir. Unutmayalım ki oruç sadece mideyle değil, niyetle tutulur.
​Sonuç ve Dua
​Ramazan, biraz da insanın kendi içine yolculuk yaptığı bir aydır. Özellikle bin aydan hayırlı o büyük hazineyi saklayan son on geceye yaklaştığımızda, Allah Resûlü, sallallahu aleyhi ve sellem’in, itikâf sünnetindeki derin hikmeti hatırlayalım. Dünyevi ziyaretleri biraz hafifletip, kalbimizi Kadir Gecesi’ne ve bayrama hazırlayalım. Kalabalıklardan biraz uzaklaşmak, Yaratan’a yakınlaşmanın en zarif yoludur.
​Dilerim ki bu kırk beşinci Ramazan yolculuğumda ve sizin kendi özel yolculuğunuzda, her birimiz bayram sabahına; sanki yeni doğmuş bir bebek kadar günahsız, arınmış ve gerçek huzura ermiş bir şekilde uyanalım.
​Niyetimiz halis, her günümüz Kur’an-ı Kerim’in bereketiyle aydınlık olsun…
​Ramazan ayımız mübarek olsun.
​Sevgi Yağcıoğlu
15 Şubat 2026

Bir cevap yazın