Yolculuk Duasıyla Gelen Tefekkür

Yolculuk… Bu kelimeyi duyunca çoğu zaman zihnimizde bir valiz, bir bilet, iki şehir arasındaki kısa bir mesafe canlanır. Oysa biraz durup düşününce insan fark eder ki; hayatın tamamı bir yolculuktan ibarettir. Biz bu dünyada yerleşik değiliz; valizi dualarla dolu, bu dünya hanında bir soluklanıp gidecek misafirleriz aslında.
Yola çıkarken vedalaşırız. Helâllik isteriz. Çünkü biliriz: Gitmek var, dönmemek de var. Bu yüzden sarılışlarımız biraz daha uzun, dualarımız biraz daha içlidir. Aslında helâllik alırken sadece sevdiklerimizle değil, dünya ile de aramıza ince bir perde çekeriz.
Kimi uçağı sever, kimi gemiyi… Kimi gökyüzünde huzur bulur, kimi yüreğinde tarif edemediği bir ürperti taşır. Ben her uçağa bindiğimde içimde hafif bir titreme hissederim. Gidenin dönüp dönmeyeceğinin tek garantisinin, O’nun “Ol” demesinde saklı olduğunu bilmenin verdiği bir titreme… İşte tam o anda beni saran bir dua vardır. Onu kendime kalkan yaparım. İçimden, yavaşça ama bilinçle derim ki:
“Bismillah… Bismillah… Bismillah…”
Sonra hamd ederim: “Elhamdülillah.” Ve Rabbimin yüceliğini hatırlatırım kalbime: “Allahu Ekber.” Sanki hücrelerime seslenirim: “Şahit olun… Bu yolculuk yalnız değil.” Sonra dudaklarımdan şu teslimiyet dökülür:
“Subhânellezî sehhara lenâ hâzâ ve mâ kunnâ lehu mukrinîn.” (Bunu bize veren, buna güç yetirmemizi sağlayan, tüm noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’a hamdolsun.)
Resûlullah ﷺ zamanında insanlar deveye, ata binerken okurdu bu duayı. Biz bugün arabaya, trene, uçağa binerken okuyoruz. Değişen araçlar… ama aynı teslimiyet. Ve sonra kalbimin en derin yerine dokunan cümle gelir:
“Ve innâ ilâ rabbinâ le munkalibûn.” (Dönüşümüz O’nadır.)
Bu yolculukta bir şey olursa… Bu hayat burada biterse… Zaten döneceğim yer Rabbimizin huzurudur. İşte bu bilinçle, her araca binişim bir ibadete dönüşür. Ama yol uzun olunca dua da derinleşir. Uçağın koltuğuna yerleşip kemerimi bağlarken içimden şöyle niyaz ederim:
“Allah’ım, bu yolculuğumuzu kolay kıl. Uzağını yakın eyle. Seferde yardımcım, geride bıraktıklarıma koruyucu Sen ol. Yolculuğun zorluklarından, üzücü hâllerden, dönüşte malımda ve ailemde hoş olmayan manzaralar görmekten Sana sığınırım.”
Bu hâlet-i ruhiyye ile başlayan bir yolculuk elbette hafifler. Gerçekten de öyle oldu. Cam kenarındaydım. Yanımdaki iki koltuk boştu. Sanki Rabbim, “Bak ve tefekkür et” der gibiydi. Bir ara pencereden dışarı baktım. Kendimi pamuk tarlasının üstünde sandım. Bembeyaz bir okyanus… Bulutlar pamuk gibi, güneş ışınları aralardan süzülüyor. Sanki gökyüzüne ilk kez bakıyordum. Sanki ilk kez gerçekten görüyordum.
Kur’ân’da gökyüzüne bakmamızı isteyen, yaratılış üzerinde düşünmeye çağıran pek çok kevnî ayet vardır. “Semâ” ve “semâvât” kelimeleri Kur’ân’da birçok ayette karşımıza çıkar; Rabbimiz bizi tekrar tekrar göğe bakmaya, yaratılışın ihtişamını tefekkür etmeye davet eder. Çünkü gökyüzü, bakan için sessiz ama derin bir tefsirdir.
Bulut kümeleri değişti. Kimi gaz yığınları gibi, kimi dalga dalga… Ve bir ayet düştü aklıma:
“Üzerlerinde kanatlarını açıp kapayarak uçan kuşları görmezler mi? Onları havada tutan Rahmân’dan başkası değildir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla görendir.” (Mülk Suresi, 19. Ayet)
Evet… O kuşları tutan Rahmân, bizi de bu devasa boşlukta tutuyordu. Binlerce metre yüksekteydik ama güvendeydik. İnişe geçeceğimizi biliyorduk. Elbette uçak kazaları da var. Ve bazen kurtulan olmaz. Bunu inkâr etmiyoruz. Ama hayat, tüm riskleriyle birlikte yaşanmak zorunda. O hâlde bana düşen şudur: Her yolculukta ve hayatımın her anında O’na teslim olmak. O’nun adıyla çıkmak yola. O’nun için yürümek. Ancak o zaman kalp huzur bulur.

Kapanış Duası
Allah’ım, çıktığımız yolları hayra çıkar. Gittiğimiz yerleri emniyetli eyle. Bizi Sana yaklaştırmayan hiçbir yolculukta bulundurma. Dönüşümüzü selâmetle, kalbimizi imanla tamamla. Âmin.

Tevekkül ve Yolculuk
Gönül bir kuş olmuş, sığınmış O’na,
Yollar O’na çıkar, varır sonuna.
Menzil uzak olsa, O yakın eder,
O “yürü” deyince korku ne eder?

17 Ocak 2026
Sevgi Yağcıoğlu


Bir cevap yazın