Bir gün kendi vücudumla kavga ettim.
Elime kızdım önce…
“Sen aldın.” dedim,
“Bana ait olmayanı, bana zararlı olanı sen tuttun!”
Gözüme döndüm sonra…
“Sen gördün, sen beğendin, sen istedin!”
Dilimi suçladım:
“Sen tattın, sen zevk aldın!”
Ayağıma bağırdım:
“Sen götürdün beni oraya!”
Sonra mideme yüklendim:
“Sen sindiremedin, sen hasta ettin beni!”
Sonra kalbime döndüm…
“Her şey sendin” dedim…
“Sen doğru olsaydın,
Hiçbiri yanlış yapmayacaktı.”
Hepsi sustu.
En sonunda aynaya baktım…
Orada biri vardı.
Hiç konuşmadan, sessizce hepsini yöneten beyin.
O an anladım:
Aslında hiçbir organ tek başına suçlu değildi.
Hiçbiri kendi başına karar vermemişti.
Hepsi bir bütünün parçasıydı…
Ve o bütün hastaydı.
Bugün toplum olarak yaptığımız şey de bundan farklı değil.
Bir olay oluyor…
Bir acı yaşanıyor…
Masum insanlar katlediliyor…
Herkes bir organ arıyor suçlamak için.
Kimi diyor: “Aile suçlu.”
Kimi diyor: “Devlet nerede?”
Kimi diyor: “Okul yetersiz.”
Kimi diyor: “Filmler, oyunlar bozdu.”
Herkes bir parçayı işaret ediyor.
Ama kimse aynaya bakmıyor.
Oysa toplum dediğimiz şey…
Bir vücuttur.
Aile onun kalbidir.
Devlet onun aklıdır.
Eğitim sistemi onun dili, gözü, kulağıdır.
Medya onun hafızasıdır.
Din ve ahlak ise ruhudur.
Bir yerde çürüme varsa…
Bu, tek bir organın hastalığı değildir.
Bu, bütün vücudun hastalığıdır.
Bir çocuk düşünün…
Şiddeti önce evde görüyor.
Sonra ekranda izliyor.
Sonra haberlerde defalarca görerek öğreniyor.
Sonra normalleşiyor.
Her gün…
“Bir baba oğlunu öldürdü…”
“Bir adam eşini parçaladı…”
“Bir çocuk annesini katletti…”
Bu cümleler, bir toplumun zihnine damla damla akıyor.
Ve biz hâlâ soruyoruz:
“Bu insanlar neden böyle oldu?”
Çünkü biz o zehri birlikte içtik.
Göz gördü.
Kulak duydu.
Dil anlattı.
Zihin kabul etti.
Bir vücutta zehir dolaşıyorsa…
Sadece mideyi suçlayarak iyileşemeyiz.
Sadece eli bağlayarak da çözemeyiz.
Sadece “yasakladım” demekle de bitmez bu iş.
O zehrin kaynağını kesmek gerekir.
O vücudu yeniden terbiye etmek gerekir.
Her organın görevini hatırlaması gerekir.
Eğer bir toplumda;
Aile dağılmışsa,
Merhamet zayıflamışsa,
İman unutulmuşsa,
Şiddet sıradanlaşmışsa…
Orada suçlu aramak kolaydır.
Ama çözüm bulmak zordur.
Çünkü çözüm…
Hepimizin sorumlu olduğunu kabul etmekle başlar.
Belki de artık şunu söylemenin vakti gelmiştir:
Bu bir kişinin suçu değil.
Bu bir kurumun eksikliği değil.
Bu bir anlık bir patlama değil.
Bu…
Hasta bir vücudun krizidir.
Ve o vücut…
Biziz.
Peki bu vücut nasıl iyileşir?
Bir yerden başlamak gerekir.
Ama sadece bir yerden değil…
Her yerden.
Çünkü bu hastalık, tek bir organa ait değil.
Kalp yeniden merhameti öğrenmeli.
Çocuklar, anne babanın öfkesiyle değil;
Şefkatiyle büyümeli.
Evler…
Sadece aynı çatı altında yaşanan yerler olmaktan çıkıp,
Güvenin ve huzurun mekânı olmalı.
Çünkü bir çocuk,
İlk yarasını da ilk ilacını da evde alır.
Akıl, yani idare…
Adaleti geciktirmemeli.
Yanlışın bedeli görünür olmalı ki,
Doğru kıymet kazansın.
İnsan, kolay ulaştığı kötülüğü işler.
Bir toplumda kötülüğe giden yollar kolaylaştırıldığında günah sıradanlaşır; o yollar zorlaştırıldığında ise çoğu zaman insan, kendiliğinden kötülükten geri durur.
Göz ve kulak…
Her şeyi görmek, her şeyi duymak zorunda değildir.
Her gerçek anlatılmak zorunda değildir.
Her haber yayılmak zorunda değildir.
Çünkü bazı görüntüler vardır ki,
Sadece göstermez…
Öğretir.
Bazı sözler vardır ki,
Sadece anlatmaz…
Alıştırır.
Bir toplum neyi sürekli görürse,
Ona dönüşür.
Dil…
Artık şiddeti anlatan değil,
İyiliği çoğaltan bir dile dönmeli.
Çünkü kelimeler,
Sadece ifade etmez…
İnşa eder.
Ruh…
En çok ihmal edilen,
Ama en çok ihtiyaç duyulan…
İman olmadan,
Ahlak uzun süre ayakta kalamaz.
Allah korkusu olmadan,
İnsan korkusu bir yere kadar tutar.
Kimsenin görmediği yerde de
Doğru kalabilen insanları yetiştirmedikçe…
Hiçbir sistem,
Hiçbir kamera,
Hiçbir ceza…
Tam anlamıyla yeterli olmayacaktır.
Ve biz…
Evet, biz.
Artık sadece konuşan değil,
Sorumluluk alan insanlar olmalıyız.
Bir çocuğun yanlışında
“Benim payım var mı?” diye sorabilmeliyiz.
Bir kötülüğü gördüğümüzde
Onu sadece izleyen değil,
Engellemeye çalışan olmalıyız.
En azından…
Onu yaymayan olmalıyız.
Belki her şeyi değiştiremeyiz…
Ama kendimizi değiştirebiliriz.
Bir ev değişirse,
Bir sokak değişir.
Bir sokak değişirse,
Bir şehir değişir.
Ve belki…
Bir gün,
Bir toplum değişir.
Allah’ım…
Kalplerimizi katılaşmaktan koru.
Gözlerimizi kötülüğe alıştırma.
Kulaklarımızı hayra kapatma.
Bizi,
Gördüğüyle kirlenen değil,
Gördüğünü temizleyen kullarından eyle.
Evlerimize merhamet ver.
Toplumumuza huzur ver.
Nesillerimize iman ver.
Âmin.
Sevgi Yağcıoğlu
20.04.2026
