BİR VİDEO, İKİ DÜNYA: ONLARA “BEREKET”, BİZE “FELAKET” SENARYOSU

​Geçen gün kızımın çevirisiyle, Amerika’da yaşayan Hasidik Yahudileri üzerine hazırlanmış bir program izledik. Gördüklerim karşısında hayretimi gizleyemedim, New York’un en lüks semtlerinde, zamanın adeta durduğu o mahallelerde bambaşka bir dünya kurulmuştu. Kapı önleri son model lüks ciplerle dolu, evler ihtişamlı, yaşam standartları en üst seviyede…
​Programda yapılan sokak röportajları ise meselenin asıl çarpıcı yanını gözler önüne seriyordu. Mikrofon uzatılan her aileye “Kaç çocuğunuz var?” diye sorulduğunda alınan cevaplar adeta birer şükür nişanesi gibiydi. En az çocuklu olanlar 8-9 evlatla başlıyor; 10, 13, 15 derken, sayılar 17’ye kadar uzanıyordu. Bu durum o toplumda bir “anormallik” değil, en büyük zenginlik ve sosyal statü olarak görülüyordu. “Neden?” diye sorulduğunda ise “Tevrat öyle emrediyor” cevabı, modern dünyanın tam ortasında büyük bir saygıyla karşılanıyordu. Onlar için “zaman kötü” değildi; onlar için zaman, inançlarını çoğaltma ve nesillerini her türlü imkanla büyütme zamanıydı.
​Peki, Madalyon Neden Bize Dönünce Kararıyor?
​Bu videoyu izlerken, kendi toplumumuza dönüp bakmadan edemedim. Aynı modern dünya, yıllardır Müslüman aileye bambaşka bir masal anlattı. Bizlere “doğum kontrolü” adı altında nesli kurutma projelerini bir “çağdaşlık” lütfu gibi sundular. Televizyonlardan, gazetelerden yıllarca şu sinsi fısıltı yayıldı: “Zaman kötü, bir çocuk bile zor geçiniyor, çok çocuk toplumsal bir yüktür.” Kendi öz yurdunda, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in “Evleniniz, çoğalınız; çünkü ben kıyamet gününde diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim.” (Ebû Dâvûd, Nikâh, 4) müjdesine ram olup kalabalık bir aile kuranlar, maalesef çoğu zaman “çağ dışı” kalmakla ya da “kültürel bir gerileme” yaşamakla itham edildiler.
​Bugün geldiğimiz noktada, en eğitimli, en kültürlü ve maddi imkanları en geniş olan arkadaşlarımız bile bu propagandaların etkisiyle bir veya iki çocukta kalıyorlar. Üçüncü bir çocuğa sahip olmak, sanki modern hayatın konforundan vazgeçmekmiş gibi algılanıyor. Oysa bizler, asıl büyük sermayemizi unutuyoruz.
​Asıl Sermaye: Salih Evlat
​Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki:
“İnsan ölünce üç şey dışında ameli kesilir: Sadaka-i cariye (kalıcı hayır eseri), kendisinden istifade edilen ilim ve kendisine dua eden sâlih evlat.” (Müslim, Vasiyyet, 14)
​Bizler bu müjdeden, bu tükenmez sermayeden mahrum bırakıldık. Onlar New York’un göbeğinde 17 çocukla “gelecek” inşa ederken, bizler en rahat yaşam şartlarımızda bile “zaman kötü” diyerek neslimizi sınırladık. Oysa her evlat, ardımızdan yükselecek bir dua, amel defterimizi açık tutacak bir nurdur. Başkasının “dini ödevi” saygı görüp bizim “imani tercihimiz” bir yük gibi sunuluyorsa, burada sorgulanması gereken bizim inancımız değil, bize dayatılan bu bakış açısının samimiyetidir.
​Bir Hayalim Var…
​İzlediğim o videodaki imtiyazları bizim toplumumuz için hayal ediyorum: Müslümanların da tıpkı onlar gibi, modernitenin kirinden uzak, tertemiz bir semtte toplandığını… Hanımların ve beylerin tam bir edep ve İslami vakar içinde yaşadığı bir mahalle hayal ediyorum. Öyle bir yer ki; orada babalar sadece Kur’an’la, ilimle, tebliğle meşgul; anneler ise göz aydınlığı evlatlarını Peygamber ahlakıyla, rahat bir ortamda yetiştiriyor. Geçim derdinin, “el âlem ne der” korkusunun yerini “Allah ne der” huzurunun aldığı; her haneden yükselen Kur’an seslerinin sokaklara taştığı, nesillerin sadece İslam’ı yaymak için yetiştirildiği bir dünya…
​Neden olmasın? Eğer birileri dünyanın bir ucunda inancı için bu hayatı kurabiliyorsa, bizlerin de bu izzeti kuşanması imkansız değildir. Rabbimizden niyazımız; bizlere yeniden o asaletli günleri, evlatlarımızı hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan, O’nun rızası için çoğaltıp büyütebileceğimiz huzurlu bir nizamı nasip etmesidir. Bizleri, evlatlarımızı ve nesillerimizi Kur’an’ın nuruyla korusun ve kıyamet gününde Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in huzurunda yüzümüzü ak eylesin. Âmin

​Sevgi Yağcıoğlu
28 Mart 2026, Cumartesi
​Kaynakça:
​Ebû Dâvûd, Nikâh, 4; İbn Mâce, Nikâh, 1.
​Müslim, Vasiyyet, 14.
​New York/Brooklyn Hasidik Topluluğu Sosyolojik İncelemeleri.

Bir cevap yazın