🌿 KONYA’NIN SAKİN MANEVİYATINDA İLME ADANAN GÖNÜLLER – II 🌿

🌿 KONYA’NIN SAKİN MANEVİYATINDA İLME ADANAN GÖNÜLLER – II 🌿
Konya’daki güzel günlerimiz, ilk günün bereketli semineri ve gönüllere dokunan buluşmalarının ardından, şehrin tarihine ve kültürüne daha yakından şahit olacağımız ziyaretlerle devam etti.
Her seyahatte insanın zihninde kalan yerler vardır; bir de kalbine dokunan yerler… Konya’da ziyaret ettiğimiz bazı mekânlar, sadece bir bina veya müze olmanın ötesinde, insana düşünmeyi ve muhasebe etmeyi öğreten duraklar oldu.
Bu duraklardan ilki, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen Taş Bina Dijital Tanıtım Merkezi idi. Açıkçası böylesine kapsamlı ve incelikle hazırlanmış bir çalışmayı beklemiyordum. Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Konya’nın tarihinden tarımına, kültüründen şehir hayatına kadar pek çok konu, modern teknolojinin imkânlarıyla ziyaretçilere sunulmuştu.
Özellikle çocukların ve gençlerin tarih ile bağ kurabilmesi adına yapılan uygulamalar dikkat çekiciydi. Bir kapı açılıyor ve kendinizi adeta başka bir dönemin içerisinde buluyorsunuz. Bir başka bölümde Konya’nın kültürel mirası anlatılıyor, başka bir köşede şehrin tarımsal zenginliği tanıtılıyor. Bisiklet uygulaması ise oldukça zarif düşünülmüş ayrıntılardan biriydi. Pedal çevirdikçe Konya’nın bisiklet yollarında ilerliyor, şehri farklı bir açıdan keşfediyordunuz. Tarihi sadece okumak değil, adeta yaşayarak öğrenmek mümkün hâle getirilmişti.
Ancak beni en çok etkileyen ziyaretlerden biri hiç şüphesiz Siyer Müzesi oldu.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hayatını anlatan bu müzede, Hira Mağarası’ndan hicrete, Medine yıllarından Veda Hutbesi’ne kadar birçok sahne büyük bir titizlikle hazırlanmıştı. Görsel anlatımlar, rehber eşliğinde yapılan açıklamalar ve özellikle duyguyu yansıtan sunumlar, ziyaretçiyi adeta asırlar öncesine götürüyordu.
Fakat müzede beni derinden etkileyen bir bölüm vardı ki uzun süre zihnimden çıkmadı.
Hazreti Âişe validemizin Radıyallahu Anha odasının ölçülerine uygun şekilde hazırlanmış bölümü gördüğümde uzun süre düşündüm. O kadar küçük, o kadar sade bir mekândı ki… Bir insanın ancak temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği kadar dar bir alan…
Sonra kendi hayatımızı düşündüm.
Bugün sahip olduklarımızı, geniş evleri, daha büyük yaşam alanları arayışımızı, bitmek bilmeyen ihtiyaç listelerimizi düşündüm. İnsan bazen sahip olduklarının içinde darlık hissederken, onlar küçücük bir odada dünyaya örnek olacak bir hayat yaşamışlardı.
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem orada yaşamış, orada vefat etmişti. Hazreti Ebû Bekir Radıyallahu Anh ve Hazreti Ömer Radıyallahu Anh da aynı mekânda medfun bulunuyordu. Hazreti Âişe validemiz ise hayatının geri kalanını o mütevazı odada sürdürmüştü.
O bölümden çıkarken zihnimden çok, kalbim konuşuyordu.
Konya’da beni etkileyen bir diğer mekân ise Alaaddin Tepesi ve Alaaddin Camii oldu.
Şehrin merkezinde yükselen bu tepe, gülleri, ağaçları ve ferah atmosferiyle insanların dinlenip nefes aldığı huzurlu bir mekân hâline gelmişti. İnsanlar çimlerin üzerinde oturuyor, çocuklar oynuyor, şehir kendi telaşını bir süreliğine unutuyordu.
Alaaddin Camii ise bende farklı bir tesir bıraktı.
Belki de en çok sadeliğiyle…
Asırlardır ayakta duran bu camide gösterişten uzak, vakur ve dingin bir hava hissediliyor. Bazen sadelik, ihtişamdan daha güçlü konuşur. Bu camide hissettiğim duygu tam olarak buydu. İnsan, mimarinin gösterdiğinden çok sakladığı şeylerden etkileniyor bazen.
Konya’daki ziyaretlerimiz arasında Japon Parkı da vardı. Şehrin yoğun ilgi gören mekânlarından biri olan park oldukça kalabalıktı. Güzel manzaralar ve hoş fotoğraf kareleri sunuyordu. Ancak benim gönlüm daha çok tarihin ve maneviyatın izlerini taşıyan mekânlarda kaldı.
Akşam saatlerinde ise Konya’nın güzel insanlarıyla kurduğumuz dostluklar yolculuğumuzu daha da anlamlı hâle getirdi.
Fatih Bey ve kıymetli eşi Melike Hanım’ın misafiri olduk. Fatih Bey ile tanışıklığımız aslında yıllar öncesine, Dubai’de bizi ziyaret ettiği günlere uzanıyordu. O günlerde kendisini misafir etmiş, elimizden geldiğince izzet ve ikramda bulunmaya gayret etmiştik. Bu ziyaretimizde ise adeta ekilen muhabbet tohumlarının meyvelerini topladık. Melike Hanım ile ilk defa tanışıyor olmamıza rağmen bizi yıllardır tanıyormuşçasına içten ve samimi bir şekilde ağırladılar. O akşam sofrada sadece yemek değil, dostluk, muhabbet ve gönül zenginliği de vardı.
Ertesi sabah ise yeğenimin eşinin kız kardeşi olan kıymetli Ümran kardeşimizin misafiri olduk. Aile bağlarıyla başlayan tanışıklığımız, zamanla gönül dostluğuna da dönüşmüştü. Hazırladığı zengin kahvaltı sofrası, samimi ev sahipliği ve dönüş yolculuğumuz için hazırladığı yol azıkları bizi hem duygulandırdı hem de mahcup etti. Anadolu misafirperverliğinin en güzel örneklerinden birini bir kez daha yaşamış olduk.
Aynı evde gecikmiş olan Arapça başlangıç seviyesi sınavını da gerçekleştirerek seyahatimizin son akademik vazifesini tamamladım.
Elbette Konya’da görmek isteyip de vakit bulamadığımız daha nice yer vardı. Beyşehir’i, Akşehir’i, bazı tarihi mekânları ve nice manevi durağı bir başka ziyarete bırakmak zorunda kaldık.
Fakat bazen bir şehri tanımak için bütün sokaklarını gezmek gerekmez. O şehrin insanlarını tanımak, havasını solumak ve gönlünde bıraktığı izi hissetmek yeterlidir.
Konya’dan ayrılıp İstanbul istikametine doğru yol alırken, bir haftalık seyahatimizin son durağında güzel bir aile buluşması bizi bekliyordu.
Tuzla’da yaşayan kıymetli teyzemin kızı Cezminur ve Saliha ablamızın birlikte işletmekte oldukları Korkmaz Et Mangal’da kısa bir mola verdik. Temizliği, düzeni ve nezih ortamıyla dikkat çeken işletmede güzel bir sofranın etrafında bir araya geldik.
Ardından Cezminur ablamızın evine geçtik. İçilen bir bardak çayın bazen uzun yolculuklardan daha fazla hatıra biriktirdiği olur. O gün de öyle oldu. Samimi sohbetler, aile sıcaklığı ve içten misafirperverlik, seyahatimizin son saatlerine ayrı bir güzellik kattı.
Böylece Kapadokya ile başlayıp Konya ile bereketlenen, dostluklar, ilim meclisleri, tarihi mekânlar ve aile buluşmalarıyla zenginleşen bir haftalık yolculuğumuz da nihayete ermiş oldu.
Elhamdülillah, geriye dönüp baktığımızda bavullarımızdan çok gönlümüzün dolu olduğunu hissediyorduk. Rabbim bize bu güzel hatıraları yaşatan, yol boyunca kapılarını ve gönüllerini açan bütün dostlarımızdan razı olsun.
Sevgi Yağcıoğlu
13 Haziran 2026

Bir cevap yazın