Dubai’den Kırklareli’ne: Emeğin ve Şükrün Kokusu


​Bu yıl bayram, alıştığımız bütün bayramlardan farklı geldi bize…
​Dubai’de geçirdiğimiz yıllarda bayramın kokusu günler öncesinden başlardı. Evde tatlı bir telaş olurdu. Temizlik yapılır, bayram hazırlıkları tamamlanır, mutfaktan güzel kokular yükselirdi. Özellikle kızım Sümeyye’nin hazırladığı bayram tatlıları evimize ayrı bir neşe katardı. Her köşede bayramın sıcaklığı hissedilirdi. Dubai’nin o modern, parıltılı ve her şeyiyle planlanmış bayramlarından sonra, Kırklareli’nin bu balta girmemiş ormanında, ağaç dallarının arasından sızan güneşle bayramı karşılamak… Zamanın ve mekânın insan ruhunda nasıl farklı pencereler açtığını fısıldıyordu bana.
​Bu yıl ise bambaşka bir yerde, bambaşka bir bayramın içindeyiz. İlk defa ailece bir çiftlikte bayram geçiriyoruz. Kırklareli merkezde kızımla birlikte misafirhanede kaldık. Bayramın ilk günü çiftliğe geldik. Burası ormanlık bir alan… Ağaçların gölgesi, toprağın kokusu ve kuş sesleri insanı şehrin gürültüsünden uzaklaştırıyor.
​Ağaçların altına kesim alanları hazırlanmıştı. Bayramın ilk günü yaklaşık on beş kurban kesildi. Kesim işini Erzurumlu Yaşar Abi yaptı. Gün içinde hanımı ve kızıyla da tanıştık. Anadolu insanının samimiyeti gerçekten başka oluyor. Yaşar Abi’nin eşi ve kızıyla kucaklaşırken anladım ki; şehirlerin o mesafeli nezaket kuralları, kalpten kalbe kurulan bu sıcak köprülerin yanında çok sönük kalıyordu. Daha yeni tanışmış olsak da sanki yıllardır birbirini tanıyan insanlar gibi içten, sıcak ve yakın davranıyorlar. İnsan o samimiyetin içinde kendini yabancı hissetmiyor. Bazı insanlar coğrafyası gibidir; sert görünür ama bağrı hep sıcaktır.
​Hava biraz sıcaktı ama ormanda bir ağacın gölgesine oturunca serinlik hemen hissediliyordu. O anlarda etrafı izlerken bayramın insanlar için ne kadar farklı anlamlar taşıdığını düşündüm. Kimileri için bayram; dinlenmek, ziyaret etmek, sevdikleriyle vakit geçirmek demek. Ama bazı insanlar için bayram, diğer günlerden daha yoğun bir çalışma günü aslında…
​Şoförler, kasaplar, fırıncılar, market çalışanları… Özellikle gıda işiyle uğraşan insanlar bayram yapmadan başkalarının bayramı için emek veriyor. Eğer onlar olmasa sofralar kurulmaz, yollar işlemez, bayramın düzeni sürmezdi. Bu bayram belki en çok bunu düşündüm. İnsan, emek verilmiş bir lokmanın kıymetini yerinde görünce daha iyi anlıyor. Bizler modern dünyanın konforlu odalarında hayatı tüketirken, birilerinin bizim konforumuz için bayramını feda ettiğini çoğu zaman unutuyoruz.
​Elbette çiftlik hayatı benim alıştığım düzenin çok dışında. Oğlum yaklaşık üç yıldır burada yaşıyor. Onun hayatına, emeğine ve alıştığı düzene saygı duymaya çalışıyorum. Onun huzur bulduğu bu ağaç altları ve etrafta koşturan canlılar bana kendi sınırlarımı hatırlattı. Aslında her insanın kendi cennetini kendi fıtratına göre inşa ettiğini burada daha iyi gördüm. Fakat itiraf etmeliyim ki ben hâlâ şehir insanıyım. Yıllar önce “köy hayatı mı, şehir hayatı mı” üzerine bir yazı okumuştum. Her insan okurken kendini bir tarafa daha yakın hissediyordu. Ben de kendimi hep şehir hayatına yakın bulanlardan oldum.
​Özellikle hayvanlarla iç içe yaşamaya alışkın olmayışım bunu daha fazla hissettiriyor. Böcekler, kediler, köpekler… Onlarla arama doğal bir mesafe koyuyorum. Şehir insanı olmak, doğayı sevmemek değil; belki de onun bu vahşi ve kuralsız düzenine ayak uyduracak o cesareti kendinde bulamamak demekti. Bu yüzden burada bir gece kalınca bile yorulduğumu hissediyorum. Ama bu durum, burada yaşayan insanların emeğine duyduğum saygıyı hiç azaltmıyor; aksine artırıyor.
​Çünkü bizler çoğu zaman hazır sofralara oturuyoruz ama o sofraların arkasında görünmeyen büyük bir emek var. Sabahın erken saatinden geceye kadar çalışan insanlar sayesinde hayatımız devam ediyor.
​Sanırım bu bayram bana en çok şunu öğretti: Ağzımıza aldığımız her lokmada büyük bir emek, büyük bir sabır ve görünmeyen nice fedakârlık var. Önüme gelen nimetin sadece bir “yiyecek” değil, arkasında sabırla dokunmuş koca bir “hayat hikâyesi” olduğunu kalbime mühürledim. Bundan sonra yediğim her lokmaya biraz daha şükrederek bakacağım.
​Sevgi Yağcıoğlu
28 Mayıs 2026 Perşembe

Bir cevap yazın