​Göklerin Aynasında Bir Yolculuk Tefekkürü


​15 Mayıs Cuma sabahı… Şarika Havalimanı’na doğru yol alırken, her yolculuk öncesi insanın içine çöken o tanıdık telaş yine bizimleydi. Arkada bırakılan bir ev, aylarca sessiz kalacak bir yuva, kapanan kapılar ve emanet edilen eşyalar… Dubai’nin yakıcı yazı yaklaşırken; vanaların kapatıldığından, prizlerin çekildiğinden, arabanın bataryasına kadar her ayrıntının emniyete alındığından emin olmaya çalışıyorduk. Çünkü insan bazen tedbir alırken bile faniliği hissediyor. Bir evden çıkarken anlıyor ki; aslında hiçbir şey gerçekten bizim değil, hepsi bize kısa bir süreliğine emanet…
​Tedbir bizden, takdir Allah’tandır diyerek kapımızı kapattık.
​Her yolculuk insanın aynasına başka bir hakikat bırakıyor. Bu sefer bizim nasibimize düşen küçük ders ise havalimanındaki bagaj tartılarında saklıydı. El bagajı sınırlarının kol çantalarımızla birlikte hesaplanması, bize unutulmayacak bir yolculuk hatırası bıraktı. O an için nefsimize ağır gelen bu durum, belki de yolculuğun ilk terbiyesiydi: İnsan bazen yük sandığı şeyin altında gizlenen hikmeti sonradan fark ediyor.
​Ama Rabbim yolculukların içine hep küçük lütuflar serpiştiriyor. Sema Hanım ile yaptığımız samimi sohbet, o tatsız anın yükünü hafifleten bir gönül ferahlığına dönüştü. Meğer aynı uçakta sadece bir yol arkadaşı değil, güzel bir tevafuk da nasip edilmiş. İstanbul Havalimanı’na vardığımızda telefonuma kontör ve internet yükleme konusunda da zarif bir incelikle yardımcı oldu. Yol bazen insana sadece menzil değil, kalbin zarafetini taşıyan güzel insanlar da kazandırıyor. Bu vesileyle Rabbim kendisinden razı olsun.
​Böylece bir kez daha anladım ki; yolculuklar sadece şehirler arasında değil, kalpler arasında da kurulur.
​Şimdi yine göklerdeyim…
​Bulutların üzerine çıktıkça insan, dünyanın hakikatini daha farklı görüyor. Uçak yaklaşık 30.000 – 40.000 feet yüksekliğe ulaştığında, aşağıdaki o görkemli şehirler, ışıklı caddeler ve milyonlarca dirhem değerindeki Palmiye evleri bir avuç kum tanesi gibi küçülüveriyor.
​İşte tam burada insanın içine bir tefekkür doğuyor: Bakış açısı her şeyi değiştiriyor. Sen yükseldikçe, büyüttüğün şeyler küçülüyor. Demek ki mesele sadece bedenen yükselmek değil; ruhen yükselebilmekmiş. İnsan kalben yükseldiğinde, dünyanın göz kamaştıran süsü de küçülüyor. Mevkiler, eşyalar, övünülen şeyler… Hepsi bulutların ardından bakıldığında ne kadar geçici görünüyor. Belki de ariflerin hikmeti burada gizlidir: Dünyanın içinde yaşarken ona yukarıdan bakabilmek…
​Fakat bu yüksekliğin görünmeyen bir imtihanı da var: Kibir. “Eşya küçüldü ama ben büyüdüm” vehmine kapılmadan yükselebilmek… İşte asıl incelik burada saklı. Hakiki yükseliş, insanın kendisini büyük görmesi değil; acziyetini daha derinden fark etmesidir. Çünkü göklere çıktıkça insan, Rabbinin azameti karşısında ne kadar küçük olduğunu daha iyi anlıyor.
​Elimde telefonum… Ailem, dostlarım ve gruplardaki bütün kardeşlerim için dua ediyorum. “Yolcunun duası makbuldür” müjdesine sığınarak, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesiyle kalbimde taşıdığım isimleri birer birer Rabbime emanet ediyorum. Bazı insanlar yanınızda olmasa da duanızın içinde taşınır. Ve insan bazen en çok, bulutların üzerinde kardeşlerini hatırlar.
​Önümüzde uzun bir yaz var… Belki bir tatil, belki bir hicret, belki de yeni başlangıçların sessiz hazırlığı… Kalbimde ise hayır dualarıyla örülmüş niyetler dolaşıyor: Kırklareli’nde oğlumun ilk kez yetiştirdiği kurbanlarla geçecek o ilk bayram… Ardından yapılmasını arzu ettiğim Kaide-i Nuraniye eğitmenlik kursu… Hanımlarla hayalini kurduğumuz yaz kampı… Ve bu yıl ilk kez niyet ettiğim gençlik kampı…
​İnsan bazen geleceğe dair planlar kuruyor ama kaderin satırlarını yalnızca Allah biliyor. Bu yüzden kalbim, niyet ile teslimiyet arasında sessizce bekliyor. Bakalım Mevla neyler… Neylerse güzel eyler.
​Şimdi bulutların arasından yeryüzüne doğru süzülürken, kalbimde yine aynı dua yankılanıyor:
“Rabbi enzilnî münzelen mübâreken ve ente hayrul münzilîn.”
“Ey Rabbim, beni mübarek bir yere indir, güzel bir yerde konaklat. Sen konaklatanların en hayırlısısın.”
​Çünkü insan artık anlıyor: Mesele sadece bir yere varmak değil… Rabbinin seni hangi hayra, hangi gönüllere ve hangi nasiplere indireceğidir. Gökyüzünden bakınca küçülen dünya bana bir kez daha şunu öğretti: Yükselmek; dünyayı büyütmek için değil, faniliği daha net görebilmek içindir.
​Rabbim çıktığımız bütün yolları hayırla tamamlasın. İnişlerimizi selamete, konaklarımızı berekete, karşılaşmalarımızı rahmete dönüştürsün.
Âmin.
​15 Mayıs 2026, Cuma
Sevgi Yağcıoğlu

Bir cevap yazın