Bugün ilk defa Kapadokya’nın kalbinde, Derinkuyu Yeraltı Şehri’nin derinliklerine adım attım.
Elli dört yıllık ömrümde pek çok şehir gördüm, pek çok tarihî mekânın havasını soludum; fakat yerin metrelerce altına inip zamanın taşlaşmış izleri arasında yürümek, bambaşka bir tecrübeydi.
O daracık, basık tünellerden geçerken bazen eğildim, bazen büküldüm. Sadece birkaç dakikalık bu yolculuk bile ruhuma bir ağırlık verirken, asırlar önce burada nefes alan insanların hâlini düşünmeden edemedim. Bizler birkaç dakika sonra yeniden gün ışığına kavuşacağımızı bilmenin konforuyla yürüyoruz. Peki ya onlar?
Bir korkudan, bir zulümden, amansız bir saldırı ihtimalinden korunmak adına toprağın sinesine sığınmışlar. Evlerini, ibadet yerlerini, erzak depolarını; kısacası tüm hayatlarını yerin altına nakşetmişler. Kimi zaman aylarca, belki de mevsimler boyu güneşe hasret, toprağın koyu karanlığında yaşamışlar.
Derinkuyu’nun yaklaşık 85 metre derinliğe ulaşan katları arasında adımlarken, tarihin o ağır sessizliği insanın üzerine çöküyor. Binlerce yıl boyunca Friglerden Bizanslılara kadar pek çok topluluğa kucak açan bu muazzam sığınak, sadece taşlara oyulmuş odalardan ibaret değil; insanlığın korkularını, umutlarını ve hayatta kalma mücadelesini saklayan sessiz bir şahit.
Fakat bu yolculukta beni en derinden sarsan şey yerin altı değil, yeniden yeryüzüne çıkış anımdı.
Karanlık tünellerin bitip de gün ışığının yüzüme vurduğu o ilk saniye… Özgürce nefes alabilmenin, engin gökyüzünü seyredebilmenin, güneşin o içimizi ısıtan sıcaklığının ne büyük, ne paha biçilemez nimetler olduğunu bir kez daha iliklerime kadar hissettim. İnsan, kanıksadığı nimetlerin kıymetini, ancak onlardan mahrum kalabileceği o daracık alanları gördüğünde idrak edebiliyor.
Derinkuyu’nun kapısından çıkıp göğe doğru bakarken kalbime şu hakikat mühürlendi:
Yeryüzünde emniyet içinde yürüyebilmek, gökyüzünün sonsuzluğuna bakabilmek, her nefeste hürriyeti solumak ve Rabbimizin sayısız ikramı içinde yüzebilmek ne muazzam bir lütuftur.
Bazı mekânlar sadece gözle gezilmez; insanın ruhuna sirayet eder, içine iner. Derinkuyu da benim için öyle bir ayna oldu. Toprağın derinliklerine indikçe tarihin gerçeğiyle yüzleştim; yeryüzüne çıktığımda ise Rabbimin nimetlerini yeniden, tertemiz bir hayretle fark ettim.
Sübhânallah…
Sevgi Yağcıoğlu
8 Haziran pazartesi
2026
