KUR’AN’DA ZULÜM KAVRAMI: ALLAH’A ZULÜMDEN NEFSE ZULME UZANAN BİR SAPMA SÜRECİ – I

​Kur’ân-ı Kerîm’in kavram dünyasını doğru inşa edebilmek, kelimelerin nüzul dönemindeki yalın ve kök anlamlarına inmeyi gerekli kılmaktadır. Günümüzde “zulüm” kelimesi çoğunlukla yalnızca güçlü bir kimsenin zayıfa haksızlık etmesi, fiziksel şiddet uygulaması veya maddî hak ihlali şeklinde dar bir çerçevede anlaşılmaktadır. Oysa Kur’an’da zulüm çok daha kuşatıcı bir anlam alanına sahiptir ve bu anlamın temeli lügat yapısına dayanır.
​I. ZULÜM KELİMESİNİN KÖK VE KAVRAM ANALİZİ
​Zulmün Lugat Anlamı
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât’ta zulmü şöyle tarif eder:
“Bir şeyi kendisine ait olan yerden başka bir yere koymak.”
Bu tanımda zulüm, sadece bir haksızlık değil, “eşyanın yerini değiştirmek” anlamına gelir. Adalet her şeyi yerli yerine koymak; zulüm ise onu yerinden etmektir. Taberî de tefsirinde bu lügat anlamını esas alarak, zalim olarak adlandırılan her kişinin aslında eşyayı koyması gereken yerin dışına çıkardığını, ibadet veya amel hakkını asıl sahibine teslim etmediğini belirtir.
​Lisânü’l-Arab’da Zulüm
İbn Manzûr’a göre zulüm:
“Bir şeyi yerli yerine koymamak, haktan sapmak ve sınırı aşmaktır.”
Buna göre zulüm, ilâhî sınırların ihlali ve adalet çizgisinden çıkıştır. İnsan meşru sınırın dışına adım attığı andan itibaren hak dairesini ihlal etmiş sayılır.
​Tâcü’l-Arûs’ta Zulüm
Zebîdî, zulüm kelimesinin “karanlık” anlamıyla ilişkisine dikkat çeker. Bu bağlamda Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadis-i şerifi bu anlamı açıklar:
“الظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ”
“Zulüm, kıyamet gününde karanlıklardır.” (Buhârî, Mezâlim, 8; Müslim, Birr, 56)
​II. KUR’AN’DA ZULMÜN GENEL ÇERÇEVESİ
​Kur’an’da zulüm kelimesi yaklaşık yirmi ayette isim olarak, türevleriyle birlikte ise 269 defa geçmektedir. Kur’an zulmü teorik bir tanım olarak değil, fiilî örnekler üzerinden açıklar ve üç ana kategoriye ayırır: Allah’a karşı zulüm, nefse karşı zulüm ve insanlara karşı zulüm.
​III. ALLAH’A KARŞI ZULÜM: ŞİRK VE KÜFÜR
​Şirk En Büyük Zulümdür
( إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ )
“Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür.” (Lokmân, 31/13)
​Taberî bu ayetin tefsirinde, şirkin neden en büyük zulüm olduğunu açıkça ortaya koyar. Ona göre zulüm, bir şeyi ait olduğu yerin dışına çıkarmaktır. Kulun en temel görevi ise kendisini yoktan var eden ve sayısız nimetler bahşeden yegâne yaratıcısına ibadet etmektir. İbadet ve tazim hakkı yalnızca Allah’a aittir. Kul bu hakkı alıp Allah’tan başkasına, aciz mahlûkata verdiğinde hakkı asıl yerinden koparıp tamamen yanlış bir yere koymuş olur.
​Kâfirlerin Zalim Oluşu
( وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ )
“Kâfirler ise zalimlerin ta kendileridir.” (el-Bakara, 2/254)
​İmanı Zulümle Karıştırmamak
( الَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ )
“İman eden ve imanlarına zulüm bulaştırmayanlar…” (el-En’âm, 6/82)
​IV. NEFSE ZULÜM
​Âdem ve Havvâ’nın Tevbesi
( قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا )
“Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik.” (el-A’râf, 7/23)
​Taberî’ye göre “nefse zulüm”, kulun kendi hatasıyla kendisini ilâhî nimetten mahrum bırakmasıdır.
​Nefsini Sınırdan Çıkarmak
( فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ )
“Yoksa zalimlerden olursunuz.” (el-Bakara, 2/35)
​Nefsine Zulmedenler
( فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِهِ )
“Onlardan kimi de nefsine zulmedendir.” (Fâtır, 35/32)
​V. “BİZALLÂM” İFADESİNTSİN TEFSİRİ VE İLÂHÎ ADALET
​Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ’nın mutlak adaleti ve zulümden münezzeh oluşu beş farklı yerde geçen şu ifadeyle netleştirilmiştir:
( وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّامٍ لِّلْعَبِيدِ )
“Rabbin kullara asla zulmedici değildir.” (Fussilet, 41/46; Âl-i İmrân, 182; Enfâl, 51; Hac, 10; Kâf, 29)
​Müfessirler, buradaki mübalağa sığasının zulmün sadece çoğunu değil, en küçük miktarını dahi bütünüyle nefyettiğini açıklamışlardır. Çünkü Allah Teâlâ’nın kulları son derece çoktur; eğer her kula çok küçük bir haksızlık yapılsaydı bile bunların toplamı büyük bir zulüm oluştururdu. Dolayısıyla bu ifade, zulmün zatî olarak Allah hakkında imkansız olduğunu gösterir.
​( إِنَّ اللَّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ )
“Şüphesiz Allah zerre kadar bile zulmetmez.” (en-Nisâ, 4/40)
​SONUÇ
​Kur’an’da zulüm, yalnızca toplumsal haksızlık anlamına indirgenemeyecek kadar geniş bir kavramdır. Kök anlamı itibariyle “bir şeyi yerinden etmek” olan zulüm, varlık düzeninin bozulmasını ifade eder. Bu sapma, kulun yaratıcısına karşı işlediği şirkiyle başlayıp kendi fıtratını bozmasıyla derinleşen bir sürece dönüşür.
​Hazırlayan: Sevgi Yağcıoğlu
Tarih: 21 Haziran 2026
​KAYNAKÇA
el-Buhârî, Ebû Abdullah Muhammed b. İsmâîl. el-Câmiu’s-sahîh.
İbn Manzûr, Ebü’l-Fazl Cemâleddîn Muhammed b. Mükerrem. Lisânü’l-Arab.
Müslim b. el-Haccâc, Ebü’l-Huseyn el-Kuşeyrî. el-Câmiu’s-sahîh.
Râgıb el-İsfahânî, Ebü’l-Kâsım el-Hüseyn b. Muhammed. el-Müfredât fî garîbi’l-Kur’ân.
et-Taberî, Ebû Cafer Muhammed b. Cerîr. Câmiu’l-beyân an te’vîli âyi’l-Kur’ân.
ez-Zebîdî, Muhibbüddîn Ebü’l-Feyz Murtazâ. Tâcü’l-arûs min cevâhiri’l-Kâmûs.
Muhammed el-Emîn eş-Şankîtî, Advaü’l-Beyân fî Îdâhi’l-Kur’ân bi’l-Kur’ân.

KUR’AN’DA ZULÜM KAVRAMI: ALLAH’A ZULÜMDEN NEFSE ZULME UZANAN BİR SAPMA SÜRECİ – I
​Kur’ân-ı Kerîm’in kavram dünyasını doğru inşa edebilmek, kelimelerin nüzul dönemindeki yalın ve kök anlamlarına inmeyi gerekli kılmaktadır. Günümüzde “zulüm” kelimesi çoğunlukla yalnızca güçlü bir kimsenin zayıfa haksızlık etmesi, fiziksel şiddet uygulaması veya maddî hak ihlali şeklinde dar bir çerçevede anlaşılmaktadır. Oysa Kur’an’da zulüm çok daha kuşatıcı bir anlam alanına sahiptir ve bu anlamın temeli lügat yapısına dayanır.
​I. ZULÜM KELİMESİNİN KÖK VE KAVRAM ANALİZİ
​Zulmün Lugat Anlamı
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât’ta zulmü şöyle tarif eder:
“Bir şeyi kendisine ait olan yerden başka bir yere koymak.”
Bu tanımda zulüm, sadece bir haksızlık değil, “eşyanın yerini değiştirmek” anlamına gelir. Adalet her şeyi yerli yerine koymak; zulüm ise onu yerinden etmektir. Taberî de tefsirinde bu lügat anlamını esas alarak, zalim olarak adlandırılan her kişinin aslında eşyayı koyması gereken yerin dışına çıkardığını, ibadet veya amel hakkını asıl sahibine teslim etmediğini belirtir.
​Lisânü’l-Arab’da Zulüm
İbn Manzûr’a göre zulüm:
“Bir şeyi yerli yerine koymamak, haktan sapmak ve sınırı aşmaktır.”
Buna göre zulüm, ilâhî sınırların ihlali ve adalet çizgisinden çıkıştır. İnsan meşru sınırın dışına adım attığı andan itibaren hak dairesini ihlal etmiş sayılır.
​Tâcü’l-Arûs’ta Zulüm
Zebîdî, zulüm kelimesinin “karanlık” anlamıyla ilişkisine dikkat çeker. Bu bağlamda Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadis-i şerifi bu anlamı açıklar:
“الظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ”
“Zulüm, kıyamet gününde karanlıklardır.” (Buhârî, Mezâlim, 8; Müslim, Birr, 56)
​II. KUR’AN’DA ZULMÜN GENEL ÇERÇEVESİ
​Kur’an’da zulüm kelimesi yaklaşık yirmi ayette isim olarak, türevleriyle birlikte ise 269 defa geçmektedir. Kur’an zulmü teorik bir tanım olarak değil, fiilî örnekler üzerinden açıklar ve üç ana kategoriye ayırır: Allah’a karşı zulüm, nefse karşı zulüm ve insanlara karşı zulüm.
​III. ALLAH’A KARŞI ZULÜM: ŞİRK VE KÜFÜR
​Şirk En Büyük Zulümdür
( إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ )
“Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür.” (Lokmân, 31/13)
​Taberî bu ayetin tefsirinde, şirkin neden en büyük zulüm olduğunu açıkça ortaya koyar. Ona göre zulüm, bir şeyi ait olduğu yerin dışına çıkarmaktır. Kulun en temel görevi ise kendisini yoktan var eden ve sayısız nimetler bahşeden yegâne yaratıcısına ibadet etmektir. İbadet ve tazim hakkı yalnızca Allah’a aittir. Kul bu hakkı alıp Allah’tan başkasına, aciz mahlûkata verdiğinde hakkı asıl yerinden koparıp tamamen yanlış bir yere koymuş olur.
​Kâfirlerin Zalim Oluşu
( وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ )
“Kâfirler ise zalimlerin ta kendileridir.” (el-Bakara, 2/254)
​İmanı Zulümle Karıştırmamak
( الَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ )
“İman eden ve imanlarına zulüm bulaştırmayanlar…” (el-En’âm, 6/82)
​IV. NEFSE ZULÜM
​Âdem ve Havvâ’nın Tevbesi
( قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا )
“Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik.” (el-A’râf, 7/23)
​Taberî’ye göre “nefse zulüm”, kulun kendi hatasıyla kendisini ilâhî nimetten mahrum bırakmasıdır.
​Nefsini Sınırdan Çıkarmak
( فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ )
“Yoksa zalimlerden olursunuz.” (el-Bakara, 2/35)
​Nefsine Zulmedenler
( فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِهِ )
“Onlardan kimi de nefsine zulmedendir.” (Fâtır, 35/32)
​V. “BİZALLÂM” İFADESİNTSİN TEFSİRİ VE İLÂHÎ ADALET
​Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ’nın mutlak adaleti ve zulümden münezzeh oluşu beş farklı yerde geçen şu ifadeyle netleştirilmiştir:
( وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّامٍ لِّلْعَبِيدِ )
“Rabbin kullara asla zulmedici değildir.” (Fussilet, 41/46; Âl-i İmrân, 182; Enfâl, 51; Hac, 10; Kâf, 29)
​Müfessirler, buradaki mübalağa sığasının zulmün sadece çoğunu değil, en küçük miktarını dahi bütünüyle nefyettiğini açıklamışlardır. Çünkü Allah Teâlâ’nın kulları son derece çoktur; eğer her kula çok küçük bir haksızlık yapılsaydı bile bunların toplamı büyük bir zulüm oluştururdu. Dolayısıyla bu ifade, zulmün zatî olarak Allah hakkında imkansız olduğunu gösterir.
​( إِنَّ اللَّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ )
“Şüphesiz Allah zerre kadar bile zulmetmez.” (en-Nisâ, 4/40)
​SONUÇ
​Kur’an’da zulüm, yalnızca toplumsal haksızlık anlamına indirgenemeyecek kadar geniş bir kavramdır. Kök anlamı itibariyle “bir şeyi yerinden etmek” olan zulüm, varlık düzeninin bozulmasını ifade eder. Bu sapma, kulun yaratıcısına karşı işlediği şirkiyle başlayıp kendi fıtratını bozmasıyla derinleşen bir sürece dönüşür.
​Hazırlayan: Sevgi Yağcıoğlu
Tarih: 21 Haziran 2026
​KAYNAKÇA
el-Buhârî, Ebû Abdullah Muhammed b. İsmâîl. el-Câmiu’s-sahîh.
İbn Manzûr, Ebü’l-Fazl Cemâleddîn Muhammed b. Mükerrem. Lisânü’l-Arab.
Müslim b. el-Haccâc, Ebü’l-Huseyn el-Kuşeyrî. el-Câmiu’s-sahîh.
Râgıb el-İsfahânî, Ebü’l-Kâsım el-Hüseyn b. Muhammed. el-Müfredât fî garîbi’l-Kur’ân.
et-Taberî, Ebû Cafer Muhammed b. Cerîr. Câmiu’l-beyân an te’vîli âyi’l-Kur’ân.
ez-Zebîdî, Muhibbüddîn Ebü’l-Feyz Murtazâ. Tâcü’l-arûs min cevâhiri’l-Kâmûs.
Muhammed el-Emîn eş-Şankîtî, Advaü’l-Beyân fî Îdâhi’l-Kur’ân bi’l-Kur’ân.

Bir cevap yazın