RUHUN VE BEDENİN DİRİLİŞİ: TEMBELLİK SINAVINI KAZANMAK

Tembellik, benim dünyamda sadece bir kelime değil; içimi sızlatan, üzerine düşündükçe uykularımı kaçıran en derin sancılardan biridir. Hele ki mevzubahis olan, ömrünü Kur’an’ın nuruna ve hakikatin izine adamış bir ilim talebesiyse tembellik onun için basit bir ihmal değil; ölümden de daha tehlikeli, sinsi bir ruh hastalığıdır. Bu yazı, sadece satırlara bilgi düşürmek için değil; önce kendi nefsime, sonra da benimle aynı çileli fakat şerefli yolda yürüyen tüm ilim yolcularına bir “silkeleniş” çağrısı olması niyetiyle kaleme alındı. İstedim ki, bizi bizden çalan bu sinsi düşmanı tanıyalım ve kalbimizi onun pençesinden kurtaralım. Çünkü ilim öylesine nazlıdır ki kendisine tüm varlığıyla teslim olmayanı, tembelliğin loş limanlarında uyuklayanı asla huzuruna kabul etmez.
​Arapça’da “el-kesel” olarak ifade edilen o ağır uyuşukluk, aslında sadece bedenin yavaşlaması değil; azmin ve iradenin damarlarındaki kanın çekilmesidir. Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de bu hâli bizlere tasvir ederken özellikle münafıkların ibadet yolundaki o isteksiz tavırlarını “kusâlâ” ifadesiyle yüzümüze çarpar. Nisâ Suresi’nde namaza kalkarken gösterilen o bezginlik ya da Tevbe Suresi’nde infak ederken hissedilen o gönülsüzlük, aslında kalpteki iman heyecanının ve ihlas noksanlığının bir dışavurumudur.
​Öyle ki doğada “Keslân” (كسلان) adıyla anılan bir canlı vardır; dünyada “tembel hayvan” olarak bilinen bu yaratık, vaktinin neredeyse tamamını uykuda ve hareketsizlikle geçirir. Öyle uyuşuktur ki üzerinden aylar geçse de aynı dalda asılı kalır; üzerine yosunlar tutar, doğanın içinde adeta donmuş bir nesneye dönüşür. İşte tembellik hastalığına yakalanan bir ilim talebesi de manen bu canlıya benzemeye başlar. Bir “Keslân” gibi olduğu yere çakılıp kalır; üzerine gaflet yosunları dolar, etrafındaki dünya dönerken o sadece izler. Hareketin bereketinden, yol almanın şerefinden mahrum kalır. Oysa insan, üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi beklemek için değil, gökyüzüne kök salıp ilim meyveleri vermek için yaratılmıştır.
​Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in mübarek hayatına baktığımızda, hayatın her anının hareket ve bereket üzere kurulu olduğunu görürüz. O, her sabah bizlere sarsılmaz bir kale gibi miras bıraktığı dualarında; tembellikten, acizlikten ve korkaklıktan Allah’a sığınmıştır. Şeytanın gece uykumuzda ensemize attığı o üç kör düğümden ancak zikirle, abdestle ve namazla kurtulabileceğimizi müjdelemiş; ruhu kararmış bir uyuşukluktan zinde ve neşeli bir sabaha çıkmanın yolunu göstermiştir. Hatta yardım dileyen bir sahabesine eline balta verip onu odun toplamaya gönderirken, “Sırtında odun taşıyıp helalinden kazanmanın, el açmaktan daha hayırlı olduğunu” söyleyerek İslam’ın çalışmaya ve alın terine verdiği kutsal değeri mühürlemiştir.
​Ancak bazen insan, bu sinsi hastalığın psikolojik labirentlerinde kaybolur. Başarısızlık korkusu ya da her şeyin en mükemmeli olsun isteği, kişiyi “En iyisi olmayacaksa hiç olmasın.” tuzağına düşürür. İşte bu, şeytanın sağ gösterip sol vuran en büyük hilesidir. Hedefini ve mana derinliğini kaybeden insan, uzun vadeli cennet mükâfatlarını unutup kısa vadeli sosyal medya pencerelerinde ya da uykunun derinliğinde sahte hazlar arar. Daha da tehlikelisi, insan bazen “çalışıyormuş gibi” görünerek kendini kandırır. Asıl yapması gereken ilim mütalaasını ya da hafızlık dersini erteler; önemsiz detaylarla oyalanıp kendine sahte bir üretkenlik hissi kurar. Oysa ilim meclisinden geri kalmak, bir kitabı bitirmeyi ertelemek sadece bir zaman kaybı değil; ruhun gıdasını reddetmesi, manevi bir cihattan kaçmasıdır.
​Büyük âlim İmam Gazâlî, ilim yolcusunun en büyük afetini “tesvîf” yani “Yarın yaparım.” diyerek erteleme hastalığı olarak tanımlar. İbn Cemâa ise o meşhur ve sarsıcı uyarısıyla bizleri kendimize getirir: “İlim, rahat bedenlere verilmez.” Eğer bir ilim halkasına gitmek bize ağır geliyorsa bilmeliyiz ki bu, vücudumuzdaki bir yorgunluk değil; kalbimize çöken tembellik pasıdır. Bu pası silmenin yolu ise önce acziyetimizi kabul edip istiâze ile Allah’a sığınmak, sonra da hedeflerimizi küçük adımlarla büyüterek nefsimizi terbiye etmektir. Yanımızda yöremizde daima çalışkan ve gayretli dostlar bulundurmak, zamanın geri döndürülemez bir sermaye olduğunu bir an bile akıldan çıkarmamak bu davanın temel taşıdır.
​Bütün bu anlatılanların özü şudur: Tembellik çoğu zaman “büyük hedefler” karşısında değil; küçük ve düzenli adımların terk edilmesiyle güç kazanır. Nefis, bir anda dağları devirmemizi istemez; sadece bugün yapacağımız küçük bir hayrı “sonraya” bırakmamızı ister. O hâlde mücadeleyi büyük sloganlarla değil, istikrarlı ve ölçülü bir disiplinle vermeliyiz. Çünkü Allah katında en bereketli amel, az da olsa devamlı olandır. Rabbimizden yardım isteyip sebeplere sarıldığımızda gayretin kapısı açılır; kapı açıldığında da ilmin nazı kırılır ve yol, yürüyene görünür.
​BUGÜN NE YAPMALIYIM? (Uygulanabilir Mini Plan)
​Niyet Et ve İstiâze İle Başla: “Allah’ım! Acizlikten ve tembellikten Sana sığınırım.” diyerek niyetini tazele.
Tek Ana Hedef Seç: Bugün için sadece bir ana iş belirle: “Yarım saat mütalaa” veya “Bir sayfa ezber tekrarı” gibi net bir hedef olsun.
10 Dakika Kuralını Uygula: “Sadece 10 dakika odaklanacağım.” diyerek başla. Genellikle başladıktan sonra devamı gelir.
​Odaklanma Süresini Kontrol Et: Telefonu uzaklaştır veya uçak moduna al. 25 dakika kesintisiz odaklan, 5 dakika mola ver.
​En Zorunu En Önce Yap: Zihnin en diri olduğu vakitte (genellikle sabah) günün en ağır kısmını hallet.
Takibini Görünür Kıl: Defterine “Bugün yaptım: …” diye tek bir satır yaz. Bu, başarı hissini besler.
Günü Muhasebe Et: “Bugün neyi erteledim, neden?” diye düşün ve yarın için tek bir önlem belirle.
​Sonuç olarak unutmamalıyız ki tembellik, insanın sahip olduğu o muazzam potansiyeli zincirleyen görünmez bir engeldir. Eskilerin dediği gibi “İşleyen demir ışıldar.” ve her daim hareket bereket getirir. “Yazın başı pişenin, kışın aşı pişer.” hakikati gereği, bugün ilim yolunda ter dökmeyenler yarın mahrumiyetin karanlığında kalırlar. “Tembelin bahanesi çoktur.” ama “Gayret daima nasibi beraberinde getirir.” Rabbim bizleri acizlikten, tembellikten ve hayatın her alanındaki durgunluktan muhafaza eyleyip kalbimize sonsuz bir çalışma şevki ihsan eylesin. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in o nurlu yolunda, vaktimizi en hayırlı işlerle bezemeyi bizlere nasip kılsın. Âmin.
​Hazırlayan: Sevgi Yağcıoğlu
​Kaynaklar:
​Kur’an-ı Kerim: Nisâ 142, Tevbe 54.
​Buhârî: Deavât 37, Cihad 25, İlim 10, Rikak 1.
​Müslim: Zikir 73, Fedâil 15.
​Ebû Dâvûd: Zekât 26.
​İmam Gazâlî: İhyâ-u Ulûmiddîn.
​İbn Cemâa: Tezkiretü’s-Sâmi‘ ve’l-Mütekellim.
​Taberânî: el-Mu‘cemü’l-Kebîr.

Bir cevap yazın