Büyük Bir Heyecan, Muazzam Bir Emek: Çamlıca Nuraniye Yolculuğumuzda Beşinci Günün Bereketi ve Tesettürlü Gençliğin Mücadelesi (5. Gün)

Nuraniye Eğitmenlik kursumuzun beşinci günü olan cuma günü, bizler için her zamankinden biraz daha farklı, daha bereketli ve daha heyecanlı geçti. Müminlerin haftalık bayramı olan bu mübarek günde, Büyük Çamlıca Camii sabahın ilk saatlerinden itibaren ayrı bir huzur ve maneviyatla dolup taşıyordu. Cami avlusunda ve koridorlarında yaz okullarından gelen cıvıl cıvıl genç yavrularımızı gördükçe gönlümüz umutla doldu; onları gıpta ile seyredip her biri için dualar ettik. Rabbim, ayaklarını bu din üzere sâbit kılsın.
O nurlu manzarayı seyrederken, Peygamber Efendimiz’in sallallahu aleyhi ve sellem şu mübarek hadis-i şerifi kalbime ve zihnime nakşoldu:
Buhârî (Ezan, 36) ve Müslim (Zekât, 91) rivayetinde Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi sınıf insanı Arş’ın gölgesinde barındıracaktır: Adil devlet başkanı, Rabbine ibadet ederek temiz bir hayat içinde büyüyen genç, kalbi camilere bağlı Müslüman…”
İşte bu yedi sınıf arasında beni en çok duygulandıran, ömrünün baharında Rabbine kulluk ederek yetişen gençlerdir. Ben de aynı derin duyguyu kendi derslerime devam eden genç kardeşlerimiz için hissediyorum. Onları bu ilim halkasında; edep, vakar ve örnek tesettürleriyle izlemek bana geleceğe dair öyle güzel umutlar veriyor ki… Dışarıda her türlü kötülüğün kol gezdiği, özellikle de sıcak yaz mevsiminde edebe ve inancımıza uygun olmayan giyim kuşamın sıradanlaştırıldığı bir dönemde, bu mübarek gençlerimiz tesettürleriyle adeta bir izzet ve iffet sancağı taşıyor, nefislerine karşı büyük bir cihad veriyorlardı. Rabbime sonsuz hamdolsun.
Bugünkü şeref konuğumuz ise Furkan Merkezi Esenyurt Şubesi Müdürünün kıymetli eşi Melike Hocamızdı. Kendisi aynı zamanda teknik sorumlu olarak derslerimizden çok kıymetli hatıraları kayda aldı; Nuraniye usulünü daha geniş kitlelere ulaştırmak arzusuyla videolar çekti ve çeşitli kayıtlar hazırladı.
Tabii bugünkü ders planımız, cuma namazının yoğunluğu sebebiyle biraz farklı ilerlemek zorunda kaldı. Aslında biz de öğrencilerimizle birlikte cuma namazını camide eda etmeyi arzu ediyorduk. Fakat namaz vakti boyunca konferans salonunun uzun süre kilitli kalacağını öğrenince, vakit kaybetmemek adına dersimize salonda devam etmeye karar verdik. Böylece cuma gününün bereketli saatlerini ilimle değerlendirmiş olduk. Elhamdülillah, derslerimizi de eksiksiz bir şekilde tamamladık.Bugün sınıfımızda yine hasret giderdiğimiz çok özel misafir öğrencilerimiz vardı. Akademimizin eski öğrencilerinden, şimdilerde Arapça etüt dersleri veren Asiye Akçınar bizleri ziyarete gelerek gönlümüzü sevindirdi. Vefat eden Kasım amcamın kızı Züleyha ise hiç beklemediğim bir anda çıkagelerek bana çok güzel bir sürpriz yaptı. Geçen kursta sertifikasını alan Hüsniye kardeşimiz de aramıza katıldı ve bir başka kıymetli misafirimiz olan Fatma Hocamızla tanışmamıza vesile oldu. Bu vesileyle Nuraniye eğitimini daha farklı alanlara nasıl ulaştırabileceğimizi, gönüllere nasıl daha fazla dokunabileceğimizi konuştuk; güzel istişarelerde bulunduk.
Bu esnada altmış yaşındaki Kıymet Hanım yine yanıma geldi ve büyük bir samimiyetle şöyle dedi:
“Hocam, ben altmış yaşında bu ilmi adeta altı yaşındaymışım gibi sıfırdan ve büyük bir şevkle öğreniyorum. Lütfen yazılarınızda bunu özellikle vurgulayın. Herkes bu eğitimi alsın, harflerinin mahreçlerini düzeltsin.”
Bu samimi sözler, Nuraniye usulünün her yaşta insanın hayatına nasıl dokunduğunu bir kez daha gösteriyordu.
Dersimiz bitse de içimizdeki Kur’an heyecanı ve hizmet şevki hiç bitmedi. Kurs çıkışında kendimizi Üsküdar yollarına bıraktık ve ikindi namazını cemaatle, manevi atmosferiyle gönülleri huzurla dolduran Mihrimah Sultan Camii’nde eda ettik. Hazır gelmişken Üsküdar sahilini ve o muhteşem tarihî dokuyu da seyretmek istedik. Asırlık eserlerin vakur duruşu ile modern şehir hayatının iç içe geçmiş hâli, insanı adeta başka bir âleme götürüyordu.
Üsküdar Meydanı’na yakın, restoranların ve tatlıcıların sıralandığı cıvıl cıvıl sokakta yürürken arkadaşlarıma Ortadoğu mutfağının en sevilen lezzetlerinden biri olan falafeli tattırmak istedim. Elhamdülillah, hepimiz çok beğenerek yedik. Ardından bir tatlı kafesine geçtik. Ortaya birbirinden güzel tatlılar söyledik; her birinden tek tek tadarak bu güzel anın keyfini çıkardık. Bu güzel ikramı da Melek Hocamız üstlendi. Allah kendisinden razı olsun.
Akşam namazı vakti yaklaştığında ise Ankara’dan gelen hocalarımızın ve burada konaklayan öğrencilerimizin kaldığı evi ziyarete gittik. Akşam namazımızı huzur içinde eda ettikten sonra kendimizi buram buram ihlas kokan koyu bir çay muhabbetinin içinde bulduk. Bizlere büyük bir samimiyetle ev sahipliği yapan Meryem Hanım’la da ilk defa tanıştık. Uzun uzun sohbet ettik, gönül bağlarımızı daha da kuvvetlendirdik.
Gece geç saatlerde Berna arkadaşımın evine döndüğümüzde kalbimizde hem bu nurlu günlerin verdiği tarifsiz huzur hem de ertesi gün kursumuzun son eğitim günü olacak olmasının tatlı hüznü vardı. Biliyorduk ki dünyadaki her güzel buluşmanın, her kutlu hizmetin ve her bereketli yolculuğun bir sonu vardı. Mühim olan ise geride gönüllerde yaşamaya devam edecek güzel izler bırakabilmekti.
Dilimizde yine aynı dua vardı:
Rabbimiz! Bizlere bu ilim yolunda gönlünü açan, kapısını ve sofrasını paylaşan bütün kardeşlerimize Sen de katından tükenmeyen ikramlar lütfet. Bu mukaddes yolda emek veren bütün öğrencilerimizi ilimde muvaffak, hizmette daim eyle. Kur’an’a sadakatle hizmet eden kullarından eyle. Âmin.

Sevgi Yağcıoğlu
3 Temmuz Cuma 2026

Bir cevap yazın