Dünyadaki Prova: Bir Vedanın Tefekkürü

Her güzel günün de, her zorlu dönemin de bir başı ve bir sonu var. Dünyada hiçbir an kalıcı değil; her şey bir yürüyüşün, bir vedanın ve yeni bir başlangıcın parçası.
Armutlu’da geçirdiğimiz bir haftalık dinlenme ve yenilenme sürecinin son sabahına uyandığımda zihnim tam da bu düşüncelerle meşguldü.
Armutlu’dan ayrılmadan önce Rabbim bize ayrı bir güzellik daha nasip etmişti. Son iki günü yengem ve yeğenlerim bizimle geçirdiler. Böylece bu güzel yolculuğun son demlerini aile sıcaklığı içinde yaşama nimetine de erişmiş olduk.
Sabah ezanının ardından Elmas ablamla birlikte Armutlu sahiline son kez indim. Bize, Armutlu’da devre mülkü bulunan Habîbe Hanım da eşlik etti.
Deniz her zamanki gibi sakindi. Hafif bir rüzgâr yüzümü okşuyor, kıyıya usulca vuran dalgalar sanki sessiz bir veda konuşması yapıyordu. Bir haftadır her sabah yürüdüğüm bu sahilde bugün adımlarım biraz daha yavaştı. Çünkü biliyordum; artık dönüş vakti gelmişti.
İnsan, ayrılacağını bildiği yerlere başka gözle bakıyor.
Yürüyüşümüzün ardından eve döndük. Biraz sonra abim de geldi. Hep birlikte son kahvaltımızı yaptık. Vedalaşmanın ardından bavullar açılmış, eşyalar birer birer yerlerine yerleştirilmeye başlanmıştı. Bir hafta önce büyük bir özenle yerleştirdiğimiz her şeyi şimdi aynı dikkatle topluyorduk.
O an içimden bir soru geçti:
“Ne garip… Buraya gelirken neden bu kadar az eşya getirmiştik?”
Cevabı aslında çok basitti.
Çünkü ne kadar kalacağımızı biliyorduk.
Sadece bir hafta…
Ne bir gün eksik ne bir gün fazla.
Bu yüzden mutfak için aldığımız yiyecekleri bile hesap ederek seçmiştik. Ne fazla ekmek almıştık ne de gereğinden fazla erzak. Dönüş günümüz belli olduğu için sırtımıza fazladan yük almak istememiştik.
Tam bavulun fermuarını kapatırken kalbime başka bir düşünce düştü.
Aslında dünya hayatı da bundan farklı değildi.
Bu dünyadaki misafirliğimizin de bir süresi vardı. Ne var ki onun ne zaman sona ereceğini biz bilmiyorduk.
Buna rağmen sanki hiç ayrılmayacakmışız gibi ihtiyaçlarımızdan çok daha fazlasını biriktiriyor, taşıyamayacağımız kadar ağır yükleri sırtımıza yüklüyorduk.
Sonra evi teslim etme telaşı başladı.
Yerleri süpürdük, dolapları kontrol ettik, mutfağı temizledik. Bizden sonra gelecek insanlar huzur içinde kullanabilsin diye evi ilk aldığımızdan daha güzel bırakmaya çalışıyorduk.
İşte tam o anda kalbim ürperdi.
“Acaba Rabbime teslim edeceğim ömür evini de böyle temiz bırakabilecek miyim?”
Bu soru uzun süre zihnimden çıkmadı.
Keşke bize emanet edilen bu bedeni, bu kalbi ve bu ömrü; sahibine ilk günkü saflığına en yakın hâliyle teslim edebilsek…
Sonra aklıma hep anlatılan o ibretli kıssa geldi.
Bir adam, ölüm meleğine: “Ne olur, bana haber vermeden gelme. Önceden haber ver ki hazırlığımı yapayım.” diye yalvarmış.
Yıllar sonra ölüm meleği karşısına çıkınca adam sitem etmiş:
“Hani bana haber verecektin?”
Melek tebessüm ederek cevap vermiş:
“Saçlarına düşen aklar ilk haberciydi. Bükülen belin, zayıflayan gözlerin ikinci haberciydi. Yakalandığın hastalıklar, toprağa uğurladığın dostların… Bunların hepsi sana gönderdiğim mektuplardı. Sen işaretleri okuyamadın mı?”
Demek ki haberciler her an etrafımızda…
Biz sadece gönderilen mektupları okumayı ihmal ediyoruz.
Belki de bu yüzden Allah dostlarına ebedî yolculuk vakitleri önceden hissettirilir. Dünyaya olan bağları zayıfladığı, gözleri hakikate açıldığı için onlar işaretleri hemen okur ve her an yola çıkmaya hazır yaşarlar.
Hasan-ı Basrî Hazretlerinin şu sözü ne kadar da derindir:
“Dünyada bir garip veya bir yolcu gibi ol. Kendini kabir ehlinden say.”
Armutlu’dan ayrılırken aslında sadece bir tatil beldesine veda etmiyordum.
Dünya hayatının da bir misafirlik olduğunu yeniden öğrenerek dönüyordum.
Arabamız uzaklaşırken denize son kez baktım.
Bir hafta önce sevinçle geldiğimiz bu yerden şimdi huzurla ayrılıyorduk.
İçimden şu cümle geçti:
“Bugün geçici evimize veda ediyoruz.
Bir gün de bu dünyaya veda edeceğiz.”
Nasıl ki bugün Armutlu’daki geçici yuvamızdan kendi evimize dönüyorsak, bir gün bu dünya misafirhanesinden de asıl yurdumuza, Rabbimizin huzuruna döneceğiz.
Rabbim bizleri, dünya evini temiz tutanlardan, yükünü hafifletenlerden ve emanetini sahibine yüz akıyla teslim eden kullarından eylesin.
Sevgi Yağcıoğlu
3 Ağustos 2026

Bir cevap yazın