Gecenin sessizliğinde zihnimin odalarında yankılanan, beni derin bir iç yolculuğa çıkaran tek bir soruyla başladı her şey: “Kıymet verdiğimiz şeylerin gerçekten kıymetli olup olmadığını hiç düşündük mü?”
Bazen koca bir ömrün özeti, tek bir kelimenin gölgesinde saklanır. Son zamanlarda zihnimi aralıksız meşgul eden kelime de “kıymet” oldu. İnsan bir kelimenin izini sürmeye başladığında, aslında kendi hakikatinin de peşine düşüyor. Kelimeler de tıpkı insanlar gibi; bir kökten doğuyor, dallanıyor ve zaman içinde farklı anlam katmanları kazanıyor.
Arapçanın zengin ikliminde ق و م (kaf-vav-mim) köküne doğru bir yolculuğa çıktığımda, bu kelimelerin taşıdığı anlam zenginliği beni derinden düşündürdü. Kalkmak, doğrulmak, ayakta durmak, bir işi üstlenmek, onu ayakta tutmak ve değer ölçüsüyle ilişkili anlamlara uzanan bu kök; kıyam, kavm, kıymet ve Kayyûm gibi kelimelerde farklı şekillerde karşımıza çıkıyor.
Bu kelimeler arasındaki anlam bağlarını düşündükçe zihnimde başka bir soru belirdi: Bizim ayakta tuttuğumuz, ömrümüzü adadığımız şey mi gerçekten değer kazanıyor; yoksa kıymet verdiğimiz o hakikat mi ruhumuzu ayakta tutuyor? Gerçekten kıymet nedir?
Şöyle bir penceremden dışarıya, şu telaşlı ve yorgun dünyaya baktım. İnsanların hayat sahnesinde neyin peşinde soluk soluğa koştuklarını düşündüm. Hayatımıza şöyle bir göz gezdirdiğimizde, ne kadar çok şeye hiç düşünmeden kıymet yüklediğimizi görüyoruz. Kimimiz için bir ev, kimimiz için son model bir araba; kimimiz için yüksek bir makam, hırsla kazanılan para, şöhret ya da başarı… Bazen tutkuyla bağlandığımız bir takım, hayranı olduğumuz bir sanatçı, popüler bir marka veya sıradan bir eşya hayatımızda olması gerekenden çok daha büyük bir yer kaplayabiliyor. Bir insan paha biçilmez saatlerini stadyumlarda, konser alanlarında veya ekranların soğuk ışığı karşısında tüketebiliyor. Sevdiği bir şey uğruna adeta kendinden geçebiliyor, hatta farkında bile olmadan kendi sınırlarını aşabiliyor.
Fakat sonra zaman, o sessiz ve kaçınılmaz hükmünü yürütüyor. Çok kıymetli sandığımız, üzerine titrediğimiz şeyler eskiyor, yıpranıyor, anlamını yitiriyor veya sessizce hayatımızdan çıkıp gidiyor. Dün uğruna gözyaşı döktüğümüz bir mesele, bugün gözümüzde ne kadar da önemsizleşebiliyor. Çünkü insanın değer ölçüsü zamanla, şartlarla ve arzularıyla değişebiliyor.
Öyleyse zihnimizin başköşesine şu soruyu oturtmamız gerekmiyor mu: Bir şeyin gerçekten kıymetli olup olmadığını yalnızca bizim ona yüklediğimiz geçici değer mi belirler?
Benim dünyamda çok kıymetli duran bir nesne, bir başka insanın gözünde hiçbir anlam ifade etmeyebilir. Bir başkasının uğruna ömrünü adadığı bir mücadele, benim gözümde büsbütün değersiz kalabilir. Eğer herkes kendi hevesine ve arzularına göre bir ölçü belirlerse, mutlak kıymetin terazisini kim kuracaktır? İşte tam bu noktada insanın; kendi nefsinden, duygusal dalgalanmalarından ve değişken arzularından daha güvenilir, sarsılmaz bir ölçüye ihtiyacı vardır.
Çünkü kâinatı ve içindekileri yaratan Allah, yarattıklarının hakiki değerini en iyi bilendir. O, el-Kayyûm’dur. Kendi zatıyla kaim olan, varlığı için hiçbir şeye ihtiyaç duymayan ve bütün kâinatı ayakta tutan Rabbimiz… Öyleyse gerçek kıymetin ölçüsünü de O’nun yüce kitabında ve bize gösterdiği ilâhî ölçülerde aramak gerekir.
Kur’ân bize sarsıcı bir hakikati fısıldar: Dünyada insanların gözünde büyüyen ve peşinden koştukları her şey, Allah katında aynı değere sahip değildir. Biz çoğu zaman kalabalıklara bakarak değer biçiyoruz. Çok kişi seviyor diye önemli sanıyor, çok konuşuluyor diye kıymetli, çok para ediyor diye değerli görüyoruz. Oysa çok rağbet görmek, hakikaten kıymetli olmak demek değildir. Bir şeyin gerçek değerini belirleyen, kaç kişinin onu sevdiği veya ne kadar para ettiği değildir. Asıl sormamız gereken soru şudur: “Allah katında bunun değeri nedir?”
Bu soru insan kendi iç dünyasına döndüğünde çok daha derin bir anlam kazanıyor. Ben neye, en kıymetli hazinem olan vaktimi ayırıyorum? Kalbimi en çok neyin sevdası meşgul ediyor? Kaybetmekten en çok korktuğum şey nedir? Neyin peşinde koşarken ömrüm tükenip gidiyor? Neye seviniyor, neye gözyaşı döküyorum? Bütün bu soruların sonunda kendimizle baş başa kaldığımızda şu samimi muhasebegi yapabiliyor muyuz: “Allah katında gerçekten kıymetli olan şeylere, hak ettikleri kıymeti verebiliyor muyum?”
Çünkü insanın bir şeye verdiği değer, onun hayat yolculuğunun yönünü çizer. Kalbimizi neye bağlarsak, ömrümüzün sermayesi olan zamanı da ona veririz. Bu yüzden yanlış bir şeye gereğinden fazla kıymet yüklemek basit bir tercih meselesi değildir; farkında olmadan ömrü değersiz bir şeyin peşinde heba etmektir. Belki de bu dünyadaki en büyük kayıplardan biri, değersiz bir hayalin peşinde koşarken gerçekten değerli olanı fark edememektir.
Bir insan gelip geçici bir şöhret uğruna altın yıllarını tüketebilir. Bir başkası hırsla mal biriktirirken içindeki huzuru kaybedebilir. Bir diğeri sırf insanların alkışını kazanmak için kendi hakikatinden uzaklaşabilir. Oysa dünya bize ait bir mülk değil, geçici bir emanettir. Ömrümüz de öyle… Vaktimiz de… Kalbimiz de…
Bir gün gelecek, bütün bu emanetlerin hesabını vereceğiz. O gün insanın karşısına çıkacak en sarsıcı sorulardan biri şu olacak: “Sana verilen bu kısıtlı ömrü neyin uğrunda harcadın?”
Belki de tam bugün, vakit henüz varken kendimiz için küçük ama derin bir muhasebe yapmalıyız. Hayatımızda “çok kıymetli” dediğimiz şeyleri birer birer düşünelim. Sonra her birinin karşısına şu soruyu koyalım: “Allah katında bunun değeri nedir?” Belki bazı şeylere cömertçe verdiğimiz değeri azaltmamız gerekecek. Belki de yıllardır görmezden geldiğimiz şeylerin aslında hayatımızın en büyük hazineleri olduğunu fark edeceğiz.
Samimiyetle kılınan bir namaz, gece yarısı gözyaşlarıyla okunan bir Kur’ân sayfası, anne babanın gönlünü almak, bir mazlumun yanında dimdik durabilmek, bir yetimin başını şefkatle okşamak, gizlice yapılan bir hayır, kimsenin görmediği bir anda sırf Allah’ın rızasını gözeterek bir günahtan vazgeçmek… İnsanların gözünde küçük görünen nice sessiz amel, Allah katında çok büyük olabilir. Çünkü hakiki kıymeti insanların geçici alkışları değil, Allah’ın belirlediği ölçü tayin eder.
Kur’ân’ın bize gösterdiği bu ölçülerden biri de Hucurât Suresi’nin 13. ayetinde açıkça ifade edilir: “Şüphesiz Allah katında sizin en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” İşte bu ayet, kıymet arayışımızda bize çok önemli bir ölçü verir. Demek ki insanın gerçek değeri; sahip olduğu malda, makamda, şöhrette veya insanların ona gösterdiği ilgide değil, Allah katındaki değerindedir.
Öyleyse mesele sadece “kıymet bilmek” değildir. Asıl mesele, neyin gerçekten kıymetli olduğunu doğru idrak edebilmektir. İnsan kıymet bilmezse kaybeder. Fakat daha büyük bir tehlike vardır: Yanlış şeye kıymet verirse bütün bir ömrünü ona kurban edebilir. Bu yüzden sevgimizi, vaktimizi ve duygularımızı her önümüze çıkana cömertçe dağıtmamalıyız. Allah’ın kıymet verdiğine kıymet vermeli; O’nun razı olmadığı şeyleri insanlar ne kadar büyütürse büyütsün hayatımızın merkezine koymamalıyız.
Bir şey Allah katında kıymetliyse, bütün dünya onu küçük görse bile kıymetlidir. Bir şey Allah katında değersizse, bütün dünya onun peşinden koşsa bile hakiki bir değer kazanmaz. İşte gerçek basiret, kalabalığın değer verdiği geçici süslerle Allah’ın değer verdiği hakiki cevherleri birbirinden ayırabilmektir. Hayatımız boyunca kendimize sormamız gereken soru belki de şudur: “Ben gerçekten neyin kıymetini biliyorum?”
Çünkü bir gün insanların verdiği bütün unvanlar, alkışlar ve değer biçmeler geride kalacak. Kalabalıklar dağılacak ve insan tek başına Rabbiyle baş başa kalacak. O gün, dünyada neyi ne kadar büyüttüğümüzden çok, Allah’ın kıymet verdiği şeylere ne kadar kıymet verdiğimiz önem taşıyacak.
Rabbim bize kıymetliyi kıymetli, değersizi de değersiz görebilecek derin bir basiret nasip etsin. Kalbimizi geçici sevdaların esaretinden korusun. Ömrümüzü, vaktimizi ve sevgimizi hak etmeyen şeylerin peşinde tüketmekten muhafaza eylesin. Ve bize, Allah katında gerçekten kıymetli olanlara kıymet vererek kıymetli bir ömür sürmeyi nasip etsin. Çünkü insanın gerçek zenginliği, ne kadar çok şeye sahip olduğu değil; neyin gerçekten kıymetli olduğunu bilmesidir.
Sevgi Yağcıoğlu
19 Ağustos 2026
Faydalanılan Kaynaklar
Kur’ân-ı Kerîm
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi’l-Kur’ân, “ق و م” maddesi.
İbn Fâris, Muʿcemü Mekâyîsi’l-Luġa, “ق و م” maddesi.
İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, “قوم” maddesi.
ez-Zebîdî, Tâcü’l-Arûs, “قوم” maddesi.
Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu Türkçe Meal me Tefsir.
