ÜÇ AYLIK TÜRKİYE YAZI: HATIRALAR, ŞÜKÜRLER VE BİR VEDÂ

Tam üç ay…
Bugün Türkiye’de geçirdiğim uzun ve dopdolu yaz dönemi nihayete eriyor. Artık Dubai’ye, yeni başlangıçlara doğru yola çıkma vakti.
Havalimanına doğru ilerlerken, geride bıraktığım bu üç ayı bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiriyorum. Neler yaptığımı, neleri gerçekleştirebildiğimi, hangi hayallerin peşinden koşup hangilerini Rabbimin takdirine bıraktığımı uzun uzun düşünüyorum. Bu defa yaşadıklarımı tek tek anlatmayacağım; çünkü bu üç ay boyunca her bir yolculuğu, semineri ve tefekkürü zaten anbean, tafsilatıyla kaleme almıştım. Bugün ise geriye dönüp bütün bu sürece kuş bakışı bakmak istiyorum.
Ve bu derin muhasebenin sonunda kalbimden ve dilimden yine aynı kelime dökülüyor:
Elhamdülillah…
Mübarek Kurban Bayramı ile başladı bu yaz. İlk defa bütün aile fertlerimizle bir arada, çiftliğimizde, aynı sofranın etrafında bayramlaşmanın lezzetini yaşadık.
Ardından Kapadokya ve Konya yolculuklarımız, Konya seminerimiz, Çamlıca Nuraniye Eğitmenlik Kursumuz, coşkulu yaz kampımız, Yalova ve Başakşehir’deki programlarımız birbirini izledi.
Sonra Armutlu…
Biraz dinlenme, deniz kenarında sükûnetli tefekkürler ve derin bir iç muhasebe…
Bütün bu koşturmacanın ortasına sığdırılan aile, akraba ve dost ziyaretleriyle dopdolu, kalbe dokunan anlar biriktirdim. Bazen bir yerlere yetişme telaşıyla koşturdum, bazen bir sofranın etrafında uzun uzun oturdum. Bazen ders anlattım, bazen dinledim. Bazen kalabalıkların içinde, bazen denizin karşısında kendi içime döndüm.
Ama bu üç ayın en büyük nimetlerinden biri hiç şüphesiz İstanbul’du.
İnsan İstanbul’a doyar mı?
Ben doyamadım…
Eyüp Sultan’ın manevî huzurundan teleferikle Pierre Loti Tepesi’ne çıkıp şehri kucaklamak, Emirgan’ın şelaleleri ve rengârenk çiçekleri arasında denizin maviliğine karşı yürümek tarif edilmez bir huzurdu.
Sonra tarihî dokusuyla bizi karşılayan Kapalıçarşı…
Sultanahmet Camii, Gülhane Parkı, Mısır Çarşısı ve eski İstanbul’un tarih kokan sokaklarında adımlamak…
Balat’ın renkli ve yorgun sokaklarından Fatih’e, Zeyrek Tepesi’nden Tokadi Hazretleri’ne, Vefa Hazretleri’ne uzanan ziyaretler…
Âlimlerin, gönül insanlarının ve nice güzel hatıranın izlerini taşıyan bu şehirde dolaşırken insan sadece yürümüyor; âdeta tarihin içinde nefes alıyor.
“İşte İstanbul burası…” dediğimiz nice an oldu.
Denizin maviliğine bakarken gözlerim başka âlemlere dalıyor, gönlüm ise bu şehrin taşıdığı manevî havayı bol bol teneffüs ediyordu.
Şairin dediği gibi İstanbul’u gözlerimi kapayıp dinlemedim belki; ama gönül gözümle seyretmeye hiç doyamadım.
Elveda İstanbul…
Sana yeniden kavuşmak ümidiyle.
Rabbim seni muhafaza etsin İstanbul. İslâm’ın, ilmin, güzel ahlâkın ve maneviyatın ışığında güzelliğine güzellik katsın. Asırlardan süzülüp gelen o mübarek ruhunu korusun; ezanların semalarında yankılandığı, duaların göğe yükseldiği, ilim ve irfanın gönüllerde yeşerdiği bir şehir olarak seni daim eylesin. Ruhunu ve kimliğini gölgelemek isteyen her türlü savruluştan seni muhafaza etsin.
Bu yaz kalbimi en çok heyecanlandıran, uykuyla uyanıklık arasında zihnimi ve dualarımı dolduran en büyük sevdamız ise kurmayı hayal ettiğimiz o medrese oldu…
Yavrularımızın Kur’ân-ı Kerîm’in nuruyla aydınlanacağı, ilim, hikmet ve güzel ahlâkla donanacağı; kıyamete kadar sönmeyecek bir kandil misali ışık saçacak bir eğitim yuvası kurmak…
İnsanların ilimle buluşmasına vesile olacak, ümmetin geleceğine tohumlar ekecek kalıcı bir sadaka-i câriye kapısı açmak, en büyük arzularımdan biri oldu.
Bu niyetle geceler boyu Rabbime sığındım. Dilimden düşürmediğim niyaz ise Hz. Nûh’un şu duasıydı:
رَبِّ أَنْزِلْنِي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَأَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ
“Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen konaklatanların en hayırlısısın.”
Bu duayı her tekrar edişimde içimden hep aynı samimi dilek geçti:
“Allah’ım! Neresi ilim için, talebelerimiz için ve ümmet-i Muhammed için hayırlı ve mübarek olacaksa bizi orada konaklat.”
Bu niyetle Başakşehir’de tam da böyle bir eğitim hamlesine yakışacak bir mekân baktık.
Belki nasibimiz orası olacak, belki de Rabbim bizleri ilme hizmet için bambaşka hayırlı kapılara sevk edecek…
Şuna yürekten inanıyorum: Allah bir hizmetin kurulmasını murad ederse, ilmi seven, hayırda yarışan ve imkânlarını Allah katında tükenmeyecek bir yatırıma dönüştürmek isteyen dertli kullarını o hayra vesile kılar ve karşımıza çıkarır.
Çünkü biliyorum ki bizim “olmaz” veya “nasıl olur?” dediğimiz şeyler, Rabbimizin katında bir tek “Ol!” emrine bakar ve oluverir.
Ben niyetimi hâlis tutmaya, gayret etmeye ve dua kapısını çalmaya devam edeceğim. Bu kutlu tohumun filizlenmesini ise Rabbimin takdirine ve hayırlı gönüllerin omuz vermesine bırakıyorum.
Bu üç ay bana bir şeyi daha derinlikle hatırlattı:
İnsan hiçbir yolculuğu tek başına yürümüyor.
Her adımın arkasında birilerinin emeği, duası, ikramı, fedakârlığı ve sevgisi var.
Bu yaz boyunca üzerimde emeği olan, beni ağırlayan, işlerimi kolaylaştıran, bir tebessümüyle gönlüme dokunan herkese yürekten teşekkür ediyorum.
Yoğun programlarımızda arabasıyla bizlere büyük kolaylık sağlayan yeğenim Semiha Hocama, Emine Hocama ve yeğenim Rabia Hocama; yol arkadaşlığını hiç eksik etmeyen kızım Sümeyye’ye ve Elmas ablama minnettarım.
Çamlıca Nuraniye Eğitmenlik Kursumuzda emeğini esirgemeyen Mehmet (Muhammed Emin) abime, Gönül Hocama ve Şafak Hocama da ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Ve Esra…
Bu yaz bana gönülden ikramda bulunan güzel insanlardan biri de Esra’ydı. Bir gününü bize ayırarak birlikte güzel bir gün geçirmemize vesile oldu; ikramları, misafirperverliği ve samimiyetiyle gönlümüzde güzel bir hatıra bıraktı.
Fakat beni asıl duygulandıran, son günümde havalimanına kadar gelip uçağa binene kadar yanımda kalması ve son ana kadar bana eşlik etmesiydi.
Bu güzel vefasını gönlümde unutulmayacak bir hatıra olarak taşıyacağım.
Allah kendisinden razı olsun.
İsimlerini buraya sığdıramadığım, duasıyla, mesajıyla, güler yüzüyle hayatıma dokunan her bir gönül dostuma teşekkür ediyorum.
İnsan yolun sonuna geldiğinde, aslında ne kadar büyük bir sevgi ve dua halesiyle kuşatıldığını daha net anlıyor.
Sizleri hayatıma girdiren Rabbime hamdolsun.
Şimdi Türkiye’den ayrılırken kalbimde yine aynı dua var:
“Rabbim! Beni ve ilme gönül veren kardeşlerimi nerede konaklatacaksan orayı bizim için mübarek eyle. Attığımız her adımı hayra vesile kıl. Kurduğumuz hayalleri Senin rızana uygun eyle. Bize ilme, Kur’ân’a ve insanlığa hizmet edebileceğimiz geniş imkânlar ve mübarek kapılar aç. Bizi Senin yolunda kenetlenen kullarından eyle.”
Üç ay…
Sayısız hatıra, yolculuk, ders, sohbet, ziyaret, tefekkür ve şükür…
Şimdi yeni bir yolculuk başlıyor.
Türkiye’ye, aileme, dostlarıma, öğrencilerime ve İstanbul’a şimdilik elveda…
Ama bu bir veda değil; en kısa zamanda medresemizin ve yeni ilim yuvalarımızın müjdesiyle yeniden kavuşmak ümidiyle…
Gittiğim her yerde olduğu gibi Dubai’de de yeni bir dönemi hayırla başlatmayı, bu yazın biriktirdiği güzel duyguları ve heyecanı yeni hizmetlere dönüştürmeyi nasip etsin Rabbim.
Elhamdülillah…
Hoşça kal İstanbul, hoşça kal Türkiye.
Şimdi Dubai’ye, yeni bir döneme, ilim hayallerimize ve Rabbimin takdirine doğru… 🤍
Sevgi Yağcıoğlu 12 Ağustos 2026

Bir cevap yazın