Yolun ve Kalbin Ritmi

  • Post category:Yazılarımız
  • Post comments:0 Yorum
  • Okuma süresi:4 dk okuma

Sabahın ilk ışıkları Dubai’nin sıcak havasına henüz karışırken, çantamı kontrol edip evden çıktım. Bu yıl da haftalık ritmim belliydi: Haftada iki gün yüz yüze dersler için yollara düşüyor, diğer günler ise evdeki çalışma masamdan ekranlar aracılığıyla gönüllere dokunmaya gayret ediyordum. Bugün günlerden perşembeydi. Ruhuma sükûnet veren o durağa, Royati Kur’an Merkezi’ne doğru yola çıkma vaktiydi.
​Arabamın kapısını kapatıp direksiyonun başına geçtiğimde içimden fısıldadım:
“Bismillah… Yine bir ilim yolculuğu, yine kalbe doğru bir sefer.”
​Jumeirah 1’den merkeze uzanan hat, normalde yarım saatlik bir mesafe. Ancak şehre adım atar atmaz hayatın o tanıdık telaşı karşılar insanı. Dubai, adeta hiç uyumayan, sürekli kabuk değiştiren canlı bir organizma gibidir. Bir yandaki çalışma biter, diğeri başlar. Yakıcı sıcakların yıprattığı asfalt sürekli yenilenir, daha güzeli ve sağlamı için hep bir şantiye hareketliliği vardır.
​Bugün de öyleydi. Üst üste denk gelen kırmızı ışıklar ve yol tadilatı nedeniyle trafik adeta durma noktasına gelmişti. Direksiyondaki parmaklarımı hafifçe oynatırken zihnimin derinliklerinde bir kapı aralandı. Kırmızı ışığın o katı duruşuna bakıp gülümsedim.
​”Hayatta kaç kez bu kırmızı ışıkların önünde durmak zorunda kaldım kimbilir?” diye düşündüm. “İnsan her zaman hızla akmak istiyor ama hayat bazen ‘Dur, bekle ve tefekkür et’ diyor.”
​Tıkanan yol, sabrı öğreten bir muallim gibiydi. Tam önümde, saatte 100 kilometre hızla akması gereken o geniş şeritte, adeta donmuşçasına ağır ilerleyen bir araç vardı. Ne sağa geçebiliyordum ne de sola… Ağır bir taşıtın arkasında, kendi temposunu bana dayatan bir akışın içinde hapsolmuştum. İçimdeki aceleci taraf tam itiraz edecekken kendimi durdurdum.
​”Şu sürücünün ağırlığına kızmak kolay… Peki ya insan çeşitliliği? Herkesin hayatı kavrayışı, yürüyüşü, hızı bir mi? İlim yolu da tam olarak böyle değil mi zaten?”
​Sollama yapacak tek bir boşluk dahi bulamadan sabırla bekledim. Sonra birden yol açıldı. O ağır taşıtlar geride kaldı, ışıklar yeşile döndü. Gaz pedallarına dokunup 100 km hızla düz yolda akmaya başladığımda içimi kaplayan o tarif edilemez ferahlık, bana ilahi bir hakikati fısıldadı:
​İlim yolu da böyledir işte… Engellerle, bekleyişlerle, tıkanıklıklarla doludur. Ama o engelleri aşmak için gösterilen her sabır, sonunda insanı ruhun genişliğine ve o tarifsiz feraha eriştirir.
​Aynaya bakıp kendi gözlerimin içine fısıldadım:
“Önemli olan hızın değil, yoldaki kararlılığındır. Sadece adım at ve yürümeye devam et.”
​Zihnim bizi biz yapan o en temel eyleme gitti. Hepimiz yaklaşık bir yaşımızdan beri yürüyoruz. Bu dünyada var olduğumuz andan itibaren adımlıyoruz zamanı. Bazen pürüzsüz, düz yollarda geniş adımlarla; bazen engebeli, taşlı yollarda dengemizi kaybetme pahasına… Bazen sağlıklı ve dingin bir bedenle, bazen da hastalıklardan bitap düşmüş bir halde, adeta sürünerek de olsa… Ama en nihayetinde yürüyoruz.
​O an, kelimelerin köklerine sığındım. Yürüme fiilinin Arapça karşılığı olan مَشَى – يَمْشِي kelimesi döküldü dudaklarımdan. Kur’an-ı Kerim’de yaklaşık 23 yerde geçen bu kavram, sadece fiziksel olarak ayakların hareket etmesini anlatmazdı. Ayetler, ruhun da yürüdüğünü, manevi bir seyrüsefer içinde olduğunu anlatırdı bize. Rabbimiz, her birimize yürüyeceğimiz hususi bir yol çizmiş ve “Bu yolda bilinçle, bir hedefle yürüyün” buyurmuştu.
​Derin bir nefes aldım. Arabanın içindeki sessizliği kendi iç sesim böldü:
​”Benim için önemli olan tek bir şey var: Bu hayırlı yolun içinde bulunabilmek.”
​Belki bu yolda benden çok daha hızlı olanlar vardı. Yürümeyip koşanlar, ben yolun yarısına varmadan dönüp ikinci turunu tamamlayanlar olabilirdi. Dışarıdan bakıldığında imrenilecek bir hız…
​Ama sonra durdum ve kalbimin ritmini dinledim:
“Hayır,” dedim kendi kendime, “Bunun bir önemi yok. Benim adımlarım bu kadar, benim gücüm ve takatim buna yetiyor. Şükürler olsun ki geride veya kenarda değilim; şükürler olsun ki yoldayım.”
​Royati’nin bahçesine girip arabayı park ettiğimde gökyüzüne baktım. Kalbimden süzülen dua, dillerimden döküldü:
​”Rabbim! İlim tahsili için bu hayırlı yolculuğa çıkmış olan tüm talebeleri muvaffak eyle. Yolun başındaki, ortasındaki ve sonundaki tüm engellere, zorluklara rağmen; hepsinin nihai hedef olan Senin rızana ulaşmasını nasip et. Bizleri yoldan ayırma, adımlarımızı sabit kıl…”
​Kapıyı açtım, çantamı omzuma taktım ve Royati’nin kapısına doğru ilk adımı attım. Yürüyordum; bilerek, isteyerek ve rızaya talip olarak…
​08.10.2026 / Perşembe
Sevgi Yağcıoğlu

Bir yanıt yazın