Nuraniye Eğitmenlik kursumuzun ikinci sabahına da yine içimizdeki o bitmek bilmeyen büyük heyecan ve sevinçle uyandık. Eğitimin devamı için sabahın erken saatlerinde Gebze’den hareket ettik. İstanbul yolları, her zamanki telaşıyla bizi karşılarken gönlümüz bir an evvel Büyük Çamlıca Camii’nin huzurlu atmosferine ve öğrencilerimize kavuşma arzusuyla doluydu.
Camiye ulaştığımızda karşılaştığımız manzara ise ruhumuzu dinlendirmeye yetti. Ders öncesinde, Büyük Çamlıca Camii’nin tesislerinde, o muazzam Boğaz manzarasına karşı ve yeşillikler içinde bizden daha önce gelip kahvaltı yapan öğrencilerimizi gördük. Onları öyle neşeli ve huzurlu bir şekilde izlemek bizler için büyük bir mutluluk vesilesiydi. Çok uzak şehirlerden, hatta ülkelerden de gelmiş olsalar, yolun yorgunluğuna takılmayıp bu mübarek mekânın keyfini ve tadını çıkarmaları gerçekten takdire şayandı.
Biz de hemen aldığımız simitler, sıcak tostlar ve tavşan kanı çaylar eşliğinde kahvaltımızı yaptık. Tabii ki o kahvaltıyı asıl lezzetli kılan ne simitti ne de çay; dostlarımızın, hocalarımızın ve talebelerimizin eksilmeyen o samimi muhabbetiydi. Gönüllerimiz birleşince kahvaltı sofrası adeta bir muhabbet meclisine dönüştü ve hepimiz büyük bir dinginlik, huzur ve motivasyonla derse hazır hâle geldik.
Büyük Çamlıca Camii kelimenin tam anlamıyla devasa bir büyüklüğe sahip. Konferans salonu ile mesire alanı ve cami içerisindeki diğer tesislerin arasındaki mesafe o kadar geniş ki bir yerden bir yere geçebilmek için epey bir yol yürümek gerekiyor. Bu durum ilk bakışta bize biraz zaman kaybı gibi gelse de aslında gün içinde oldukça fazla hareket etmemizi sağlıyordu.
Ders zili çaldığında vakit kaybetmeden çalışmalarımıza başladık. Bugünkü dersimizde dün aldığımız ilk dört dersin tekrarını grup çalışması yaparak ve eğitmen hocalarımızın yakın rehberliğiyle tamamladık. Bu sağlam tekrarın ardından yeni derslerimize geçtik.
Her kursta tecrübe ettiğimiz bir hakikattir; Nuraniye’yi ilk defa gören öğrenciler için dersler biraz zorlayıcı olur. Harfler ve mahreçler zamanla oturur. Daha önce bu dersi almış olanlar ise daha rahat ilerler. Fakat biliyorduk ki çekilen her zorluk bu ilmin bir parçasıdır.
Bugün sınıfımızda kendi akademimizden olan öğrencilerimizin yanı sıra çok kıymetli misafirlerimiz de vardı. Sevgili Ezgi, Müge, Bedia ve Sadegül Aişe hem ziyaretleriyle hem de hazırlayıp getirdikleri nefis ikramlarla bizleri çok mutlu ettiler. Yaprak sarmaları, salatalar, börekler, kekler ve meyvelerle sofra adeta bir ziyafete dönüştü.
Kurs sonunda Büyük Çamlıca Camii içerisindeki İslam Medeniyetleri Müzesi’ni gezdik. El dokuması halılar, eski mushaflar ve tarihi eserler bizleri derinden etkiledi. En özel an ise Resûlullah Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Sakal-ı Şerif’ini ziyaret ettiğimiz andı.
O’nun aziz hatırasının karşısında durmak hepimizi derinden etkiledi.
Müzenin “Ab-ı Hayat” bölümü ise suyun hayat verişini anlatan görsel bir şölen gibiydi.
Çamlıca’dan ayrılmak kolay olmadı. Asırlık ağaçların gölgesinde sohbet ederek günü tamamladık.
Daha sonra Altunizade’de dostumuzun evine geçtik. Burada Hatice Hocamın hazırladığı güzel bir sofra ile günü tamamladık. Hep birlikte sohbet ederek günün değerlendirmesini yaptık.
Rabbimize bizi böylesine güzel insanlarla ve güzel mekânlarla buluşturduğu için hamd ediyoruz.
İkinci günümüz de böylece hayırla sona erdi.
30 Haziran Salı 2026
Sevgi Yağcıoğlu
